Turkish Power
En kaliteli hizmeti almak için üye olunuz!

Turkish Power

TurkishPowerForumuna Hoşgeldiniz!Aradığınız ne varsa burda!
 
AnasayfaKapıGaleriKayıt OlGiriş yap
Forumumuza Hoşgeldiniz!İyi vakit geçirmeniz dileğiyle!
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Süper Mario
Cuma Nis. 09, 2010 3:13 pm tarafından LegendKiller

» Bugs Bunny
Salı Şub. 16, 2010 8:56 pm tarafından LegendKiller

» Ruhsar
Salı Şub. 16, 2010 8:55 pm tarafından LegendKiller

» Ebru Gündeş'in An An Beyin Kanaması
Salı Şub. 16, 2010 8:54 pm tarafından LegendKiller

» Eski Türk Sigaraları!
Salı Şub. 16, 2010 8:51 pm tarafından LegendKiller

» Kemal Sunal Filmleri
Salı Şub. 16, 2010 8:50 pm tarafından LegendKiller

» Power Rangers
Salı Şub. 16, 2010 8:48 pm tarafından LegendKiller

» Milli Mücadele Dönemi Ayaklanmaları!
C.tesi Şub. 13, 2010 3:30 pm tarafından LegendKiller

» Amerikan Ambargosu 1975-1978
C.tesi Şub. 13, 2010 3:29 pm tarafından LegendKiller

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Google Translate

Paylaş | 
 

 Osmanlı'nın Kuruluş Dönemi,Yükseliş Dönemi,Duraklama Dönemi,Gerileme Dönemi,Yıkılış Dönemi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
LegendKiller
Administratör
Administratör


Hangi Takımlısınız? : Galatasaray
Mesaj Sayısı : 295
Kayıt tarihi : 28/01/10
Yaş : 37
Nerden : Rize/Ardeşen

MesajKonu: Osmanlı'nın Kuruluş Dönemi,Yükseliş Dönemi,Duraklama Dönemi,Gerileme Dönemi,Yıkılış Dönemi   Cuma Ocak 29, 2010 9:33 pm

Kuruluş Dönemi

Osmanli Beyliginin Kurulusu; Osman Bey, Oguz asiretlerinin ittifakiyla
basa geçtikten sonra, siyasî ve dinî bakimdan Anadolu'nun en itibarli ve
nüfuzlu tarikatlerinden Ahilerin mühim bir sahsiyeti olan Seyh
Edebali'nin kizi ile evlenerek, gücünü artirmis idi. Bundan sonra Osman
Gazi, Bizans'a karsi genisleme politikasini uygulayarak, Inegöl,
Karacahisar ve Yarhisar'i ele geçirdi ve bölgenin mühim merkezlerinden
olan Bilecik'i alarak, burayi beyligin merkezi yapti (1299). Bu tarih
devletin kurulus tarihi olarak kabul edilir. Selçuklu Sultani III.
Alaaddin Keykubad'in Ilhanli Hükümdari Gazan Han'in kuvvetleri
tarafindan tutulup, Iran'a götürülmesi üzerine Selçuklu ümerasindan
bazilari ve bölgedeki Türkmen beyleri Osman Bey'e teveccüh göstermis;
Oguz an'anesine göre onun hâkimiyetini tanimayi kabul etmislerdir.
Nitekim Oguz beyleri Oguz Han töresine göre tertip edilen bir törende
Osman Bey'in önünde diz çökerek, onun verdigi kimizi içmek suretiyle
tâbiyetlerini sunmuslardir. Ancak henüz küçük bir beylik durumundaki
Osmanogullarinin, seklen de olsa bu dönemde, Ilhanli hâkimiyetini
tanidiklari bilinmektedir. Osman Gazi, beyligini ilân ettikten sonra
idaresi altindaki bölgeleri bes kisma ayirarak buralari güvendigi ve
savaslarda yararlik gösteren kimselere tevcih etti. Oglu Orhan'a
Sultanönü, büyük kardesi Gündüz Bey'e Eskisehir'i, Aykut Alp'e
In-önü'yü, Hasan Alp'e Yarhisar'i ve Turgut Alp'e de Inegöl'ü verdi.
Diger oglu Alaaddin'e ise seyh Edebali'nin emin ve nazirliginda, ailenin
geçimi için, Bilecik ve havalisinin gelirleri tahsis edildi.1302'de
Bursa tekfurunun liderliginde birlesen Rum tekfurlarinin Koyunhisar
(Bafeon) savasinda agir bir maglûbiyet tatmalari, Osman Bey'in Bursa ve
Kocaeli taraflarina akinlar yapmasini oldukça kolaylastirmisti. Bir
taraftan Bursa öte taraftan Iznik Türk kusatmasi altinda tutuluyordu.
Ancak yaslilik sebebiyle Osman Bey, fetihler için oglu Orhan'i
görevlendirmisti. Nitekim 1324 yilinda Osman Bey vefat etti ve oglu
Orhan Bey Osmanli tahtina çikti.

Orhan Bey, 1326 yilinda Bursa'yi, uzun süren kusatmanin ardindan, ele
geçirince babasinin vasiyetini yerine getirerek, Osman Gazi'nin naasini
Bursa'ya nakletti ve burayi devletin yeni merkezi yapti. Orhan Bey'in
komutanlarindan Akçakoca ve Karamürsel ise Istanbul kiyilarina kadar
akinlarda bulunuyorlardi. Bu fetih ve akinlardan telâslanan Bizans
Imparatoru Andranikos büyük bir ordunun basinda Osmanlilara karsi
harekete geçtiyse de Maltepe (Palekanon) Savasi'nda agir bir yenilgi
aldi (1329). Bu zafer, Iznik ve Izmit'in ele geçirilmesini
kolaylastirmistir. Rumeliye Geçis; Karasi Beyliginde baslayan taht
mücadelelerinden istifade eden Orhan Bey, Balikesir ve civarini
topraklarina katarak, ileride gerçeklesecek olan Rumeli fetihleri için
mühim bir mevkiye sahip olmustur. Nitekim Karasi Beyliginin deniz gücü
ve Haci Il Bey, Evrenos Bey gibi degerli komutanlar artik Osmanlilarin
emrine girmislerdir. Bizans içindeki taht kavgalari ve Bulgar-Sirp
saldirilari karsisinda, gittikçe güçlenen Osmaogullarindan yardim
isteyen Kantakuzen'in talebi üzerine Orhan Bey'in oglu Süleyman, bir
orduyla Rumeli'ye geçti (1345). Edirne'yi kusatan Bulgar-Sirp
kuvvetlerini bozan Süleyman Pasa bu zaferin karsiliginda Gelibolu'daki
Çimpe Kalesi'ni Bizans'tan aldi. Böylece Osmanlilar ilk kez Rumeli
yakasinda bir üs elde etmis oluyordu (1356). Süleyman pasa Gelibolu'nun
ardindan Tekirdag'a kadar olan bölgeleri de ele geçirerek buralara
Anadolu'dan getirilen Türkmenleri yerlestirdi. Böylece Rumeli'de de
Türklesme hareketi baslamistir. Süleyman Pasa'nin ölümünden sonra
Rumeli'deki fetihler için kardesi Murat Bey görevlendirildi (1359).
Ancak 1362'de babasi Orhan Bey'in de ölümü üzerine Murat Bey, Bursa'ya
döndü ve Osmanlilarin 3. hükümdari olarak tahta çikti (1362).Rumeli ve
Balkanlarda Fetihler; I.Murat (Hüdavendigar) önce tahtta hak iddia eden
kardeslerini bertaraf etmekle ise basladi ve bu arada elden çikan
Ankara'yi yeniden aldi. Anadolu'da birligin saglanmasinin ardindan Murat
Hüdavendigar, inkitaya ugrayan Rumeli ve Balkanlarin fethine yöneldi.
Bu sirada Balkanlar karsiklik içindeydi. Bir taraftan Sirp Hükümdari
Düsan'in ölümü ile Sirplar arasinda iç mücadeleler siddetlenmis, öte
yandan Macar Krali Layos, Balkanlarda Ortadokslara olan baskilari
artirmisti. Evrenos ve Haci Il Bey komutasindaki kuvvetler bu durumdan
da yararlanarak Kesan'dan Dimetoka'ya kadar olan yerleri fazla bir
mukavemet görmeden ele geçirmislerdi. Sazlidere Zaferi ile Edirne ve
Filibe, Lala Sahin Pasa tarafindan fethedildi (1363/4). Bu savaslarda
Bulgarlarin yaninda yer alan Bizans baris yapmak zorunda kaldi. Türk
ilerleyisini durdurmak isteyen Macar, Bulgar,Sirp ve Ulahlardan
mütesekkil bir Haçli ordusu Macar Krali Layos'un liderliginde Edirne
üzerine yürüdü. Ancak Meriç sahilindeki Sirp Sindigi denilen mevkiide,
kalabalik Haçli ordusunu hazirliksiz yakalayan 10 bin kisilik kuvvetiyle
Haci Il Bey, büyük bir bozguna ugratti (1364). Sirp Sindigi zaferiyle
Osmanlilar, Balkanlardaki fetihlerine hiz verdiler ve bunu
kolaylastiracagi için Osmanli baskenti Bursa'dan Edirne'ye nakledildi.
Fetihler karsisinda çaresiz kalan Bulgarlar Türk himayesini kabul etmek
zorunda kaldilar (1369). Çirmen Zaferi ile (1372) Bati Trakya ve
Makedonya'nin bir kismi Osmanli hâkimiyetine girdi ve Selanik ile
Köstendil'in de ele geçirilmesinin ardindan Sirp Krali Lazar, vergi
verip, gerektiginde asker göndermek sartiyla Osmanlilarla baris
anlasmasi imzaladi(1374). Yaklasik on yil süren mücadelede, Rumeli ve
Balkanlarda fethedilen bölgelere Anadolu'dan mütemadiyen Türk nüfus
kaydirilarak bölgede demografik dengeler Osmanlilar lehine
degistirilmeye baslanmisti. Bu tarihten sonra bir müddet Balkanlardaki
fetihlere ara verilmis ve Anadolu'da Türk birligini saglamlastirmaya
yönelik düzenlemelere geçilmistir. Bu maksatla I. Murat, oglu Bâyezid'i
Germiyan beyinin kizi ile evlendirmis; Tavsanli, Emet ve Simav gelinin
çeyizi olarak Osmanlilara verilmistir. Ayni sekilde Aksehir, Yalvaç,
Beysehri gibi bazi sehir ve kasabalar Hamidogullari'ndan para karsiligi
satin alinmis, Candarogullar da Osmanli hâkimiyetine girmisti. Artik
Osmanlilarin karsisinda tek bir güç kalmisti; Karamanogullari.

Alaaddin Ali Bey, Osmanlilarin yeniden Balkanlara yönelmesini de firsat
bilerek, harekete geçmis ancak I. Murat Konya önlerinde
Karamanogullarini yendiginde Karaman beyi af dilemek zorunda
kalmistir(1387)

Murat Hüdavendigar'in yeniden Rumeli'ye yönelmesiyle birlikte Nis ve
Sofya da dahil olmak üzere bütün Bulgaristan fethedildi.(1385/88).
Timurtas Pasa'nin Sirp kuvvetleri tarafindan baskina ugratilip,
yenilmesi üzerine cesaretlenen Bulgar, Leh, Çek ve Macar krallari da
Sirplarin yaninda yer aldilar. Fakat Çandarli Ali Pasa, Bulgar Krali
Sisman'i esir alarak Bulgarlari bu ittifakin disina atti. Buna ragmen
Haçli ordusu ilerleyisini sürdürünce, I. Murat ordusunun basina geçerek
düsmani Kosova'da karsiladi. I.Murat'in ogullari Bâyezid ve Yakup'un da
yer aldigi Osmanli birlikleri büyük bir zafer kazandi. Sirp Krali Lazar
ve oglu esir edilmis, düsman kuvvetlerinin büyük bir kismi imha olmustu.
(20 haziran 1389). Fakat I.Murat savas meydanini gezerken bir Sirp
tarafindan hançerlenerek sehit düstü. Bunun üzerine Sirp krali da
Osmanli askerleri tarafindan öldürüldü. Osmanlilar için Balkanlarda
tutunabilmek yolunda ölüm kalim savasi olarak görülen I.Kosova Zaferi
Sirplar tarafindan asla unutulmamistir. Günümüzde dahi masum Müslüman
halka yönelik vahsetin arkasinda bu maglûbiyetin ezikligi ve intikam
hissi yatmaktadir.

Anadolu'da Türk Birligi'nin Saglanmasi; I. Murat'in sehit edilmesinin
ardindan oglu Bâyezid, devlet adamlarinin ittifakiyla hükümdar ilân
edildi. Babasinin ölümünü firsat bilen Anadolu'daki beyliklerin
Osmanlilar'a biraktigi topraklari yeniden ele geçirmek maksadiyla
harekete geçtiklerini haber alan Bâyezid, süratle Anadolu'ya döndü. 1390
yilinda Germiyan, Aydin, Mentese ve Saruhan beylikleri ortadan
kaldirildi. Ertesi yil Hamidogullari Beyligi topraklari ele geçirildi ve
bu beyliklerin yer aldigi topraklarda Anadolu beylerbeyligi adiyla
idarî bir ünite olusturuldu. Ardindan Osmanlilarin en önemli rakip
olarak gördügü Karaman Beyligine yönelen Yildirim Bâyezid, Konya'yi
kusatti. Alaaddin Ali Bey'in baris talebi, Beysehir ve çevresinin
Osmanlilara birakilmasiyla kabul edildi.(1391). Fakat Yildirim
Bâyezid'in Mora ile ilgilenmesini firsat bilerek Ankara Sancak Beyi Sari
Timurtas Pasa'yi esir almasi üzerine, Yildirim Bâyezid, Alaaddin Bey'e
kesin bir darbe vurmaya karar verdi. Anadolu'ya geçen Yildirim, üç gün
süren savasin ardindan ele geçirilen Alaaddin Bey'i ortadan kaldirdi ve
topraklari Osmanlilara ülkesine dahil edildi(1397). Karamanoglu
tehlikesinin bertaraf edilmesiyle, Anadolu'da Osmanlilara direnebilecek
en güçlü devlet olarak Kadi Burhaneddin devleti kalmis idi. Daha 1392
yilinda, Kadi Burhaneddin'in müttefiki durumundaki Candaroglu Süleyman
anî bir baskinla öldürülüp beyligin Kastamonu subesi ortadan
kaldirilmisti (1392). Ardindan, ertesi yil Amasya ve Merzifon civari
Osmanli hâkimiyetine alinmisti. Kadi Burhaneddin'in 1398'de Kara Yülük
tarafindan öldürülmesi üzerine, ona bagli Sivas, Tokat, Kayseri, Malatya
gibi sehirler birer birer ele geçirildi. Böylece Firat'in batisinda
kalan Anadolu topraklari Osmanli sancagi altinda birlestirilmis
oluyordu.

Yildirim Bâyezid'in Istanbul Kusatmasi ve Balkanlardaki Fetihleri.
Yildirim Bâyezid'in Karaman seferine anlasma geregi katilan Bizans
Imparatoru V.Yuannis'in oglu Manuel'in, babasinin ölümü üzerine
anlasmayi çigneyerek Istanbul'a kaçmasi sebebiyle Yildirim, Istanbul'u
kusatmaya karar verdi. 1391'de baslayan ilk muhasara 1396 yilina kadar
sürdürüldü. Bu maksatla Istanbul Bogazi'nda Anadolu Hisari insa edildi.
Sehre dis yardimlarin gelmesini önlemeyi ve iase zorlugu altinda
savunmayi kirmayi hedefleyen bu muhasara Timur'un Anadolu'ya ulasmasina
kadar fasilalarla devam ettirilmistir. Bu kusatma sürerken bir yandan da
Yildirim, Bulgaristan, Arnavutluk ve Bosna taraflarinda fetih
hareketlerine devam etmekteydi. Kusatma altindaki Bizans'in da talebi
ile Türklere karsi yeni bir Haçli ittifaki olusturan Macar Krali
Sigismund, Ingiltere dahil bütün Avrupa devletlerinden topladigi 120 bin
kisilik bir orduyla harekete geçti. Yildirim Bâyezid düsmani sasirtan
bir hizla Nigbolu Ovasi'nda düsmani karsiladi. 50-60 bin kisilik Osmanli
ordusu, sayica çok üstün olan Haçli ordusunu büyük bir bozguna ugratti.
Savas meydanindan kurtulabilenler, kaçarken Tuna'da boguldular.(1396)
Haçlilardan geriye sadece muazzam bir ganimet kalmisti. Bu ganimetle,
Edirne ve Bursa'da pek çok cami, medrese ve imaret insa edilmistir.
Zaferin ardindan, Eflâk, Bosna, Macaristan ve Mora üzerine seferler
düzenlendi. Itibari bu zaferle bir kat daha artan Yildirim, Nigbolu
dönüsünde Anadolu birligini kurmaya yönelik nihaî adimlari atmaya
baslayacaktir.

Ankara Savasi ve Fetret Devri: Yildirim Bâyezid, Firat boylarina kadar
topraklarini genislettigi sirada, Timur da Iran, Azerbaycan ve Irak'i
ele geçirmisti. Bazi Anadolu beyleri Timur'a siginirken, ülkeleri istilâ
edilen Celayirli Ahmet ve Karakoyunlu Kara Yusuf da Yildirim Bâyezid'in
yanina kaçmisti. Böylece her iki devlet biribirine sinir komsusu olmus,
ancak bu durum iki hükümdarin da Türk dünyasinin liderligine oynamalari
sebebiyle olumsuz neticeler dogurmustur. Timur, Osmanlilara siginan
Celayirli Ahmet ve Kara Yusuf'un iade edilmemesini bahane edip Sivas'i
kusatmis ve kendisine teslim edilmesine ragmen sehiri tahrip
etmisti(1400). Bu olaydan sonra da her iki hükümdar arasinda
mektuplasmalar devam etti. Fakat Timur'un, Anadolu beyliklerine
topraklarinin geri verilmesi ve bazi sehirlerin kendine birakilmasi gibi
talepleri Yildirim tarafindan reddedildi. Dolayisiyla iki fatih için
savas artik kaçinilmaz hâle gelmisti. 160 binlik Timur'un ordusunu, 70
bin kisiyle Çubuk Ovasi'nda karsilayan Yildirim Bâyezid, savasin
baslarinda üstünlügü ele geçirdi. Ancak Timur'un safinda eski beylerini
gören bazi askerlerin saf degistirmesi ve Kara Tatarlarin Osmanli
ordusunun arkasini çevirmesi savasin talihini degistirdi. Bir avuç
askerle direnmeye çalisan Yildirim Bâyezid sonunda esir edildi (26
Temmuz 1402). Ankara Savasi'ni kazanan Timur, Anadolu beyliklerini
tekrar ihya etti ve böylece Anadolu Türk birligi parçalandi.
Balkanlardaki Türk ilerleyisi durdugu gibi bir kisim topraklar da elden
çikti. Yildirim'in ogullari arasindaki taht mücadeleleri Osmanli
devletinin "Fetret Devri" boyunca 12 yil müddetle devam etti. Sayet bu
savas gerçeklesmemis olsaydi, hiçbir direnme gücü kalmayan Istanbul
büyük bir ihtimalle Yildirim Bâyezid zamaninda Türklerin eline
geçecekti. Dolayisiyla Ankara Savasi Osmanlilari en az 50 yil geriye
götürmüstür.Esir düsen Yildirim Bâyezid, yedi ay boyunca Timur'un
yaninda sehir sehir dolastirildiktan sonra üzüntüsünden ecele yenik
düstü. Osmanli sehzadeleri tahtin sahibi olabilmek için kiyasiya
birbirleriyle mücadele etmeye basladilar. Bu mücadele Çelebi Mehmet'in
tek basina devlet idaresine hâkim olusuna kadar devam etti (1413).
Çelebi Mehmet kardesleri Süleyman, Isa ve Musa Çelebi'yi bertaraf
ettikten sonra Anadolu Türk birligini yeniden tesis etmek için çaba sarf
etti. Güçlenen Karamaogullarinin nüfuzunu kirdi, Karamanoglu Mehmet
Bey'in eline geçen Osmanli topraklarini geri aldi. Candarogullari
beyliginden Çankiri'yi ve ardindan Canik (Samsun) bölgesini yeniden
Osmanli ülkesine katti. Fakat Sehzade Mustafa ve Simavna Kadisi oglu
Seyh Bedreddin'in isyanlari ülkeyi karistirmaktaydi.(1419) Sehzade Murat
Rumeli ve Manisa'da ortaya çikan bu isyani bastirdi, Seyh Bedreddin ve
adamlari yakalanarak idam edildi. Timur'un beraberinde götürdügü Mustafa
Çelebi de Anadolu'ya döndügünde tahtta hak iddia etmisti. Sehzade
Mustafa'nin Selânik'te baslattigi isyan bastirildi. Asi sehzade Bizans'a
siginmak zorunda kaldi. Çelebi Mehmet öldügü zaman Osmanli ülkesinde
sükûnet büyük oranda tesis edilmeye baslanmisti (1421).

Babasinin en büyük yardimcisi olan sehzade Murat tahta çiktigi zaman
Bizans tarafindan karsisina çikarilan amcasi Mustafa Çelebi'nin isyanini
bir kez daha bastirdi ve Bizans'i cezalandirmak için Istanbul'u
kusatti(1422). Bu defa küçük kardesi Sehzade Mustafa'nin isyan haberini
alan II.Murat, kusatmayi kaldirarak kardesini cezalandirmak zorunda
kaldi. Isyancilarin yaninda yer alan Anadolu beyliklerine karsi harekete
geçen II.Murat, Candaroglu Isfendiyar Bey'i itaat altina aldi. Izmir
Beyi Cüneyd'i ortadan kaldirip, Izmir, Aydin ve Mentese civarini ele
geçirdi. Germiyanoglu Yakub Bey'in çocugu olmadigindan, topraklarini
Osmanlilara birakmayi vasiyet etmisti. Onun ölümüyle Germiyan ili de
Osmanlilara katilmis oldu(1428). Balkanlarda da durum Osmanlilar lehine
düzelmeye basladi. Nitekim Fetret devri sirasinda elden çikan topraklar
geri alindigi gibi, 1440'a kadar Belgrat hariç bütün Sirp topraklari
Osmanli hâkimiyetine girmisti. Fakat Erdel ve Eflâk'ta üst üste gelen
bazi küçük bozgunlar Avrupa'da büyük bir sevinçle karsilanarak,
Osmanlilara karsi yeni bir Haçli seferinin tertip edilmesine cesaret
vermisti. II. Murat, Balkanlardaki Osmanli varligini tehlikeye atmamak
için Macarlarla Segedin Antlasmasini imzaladi (1444) ve bu anlasmadan
sonra tahttan feragat etti. Küçük yastaki oglu II. Mehmet'in hükümdar
olmasini firsat bilen Macarlar anlasmayi bozdu ve yeni bir Haçli
ittifaki olusturuldu. II. Murat yeniden ordunun basina geçerek düsmani
Varna Savasi'nda karsiladi. Macar krali öldürüldü. Haçlilarin lideri
durumundaki Jan Hünyad güçlükle kaçabildi(1444). Çandarli Halil Pasa'nin
israriyla ikinci kez tahta çikan II. Murat, Mora ve Arnavutluk'a sefer
düzenledi. Varna'nin intikamini almak isteyen Jan Hünyad yeniden
harekete geçti. Fakat II. Kosova Muharebesi'nde bir kez daha Sirplar
büyük bir yenilgiye ugratildi (1448). Varna ve Kosova savaslariyla
Osmanlilar Balkanlardaki durumunu iyice güçlendirmis, Bizans'in batidan
yardim alma umutlari ise tamamen ortadan kaldirilmistir. II. Murat 48
yasinda ölünce II. Mehmet yeniden Osmanli tahtinin sahibi olmus (1451)
ve Osmanli Devleti artik bu dönemde tam bir cihan devleti hâline
gelmistir.

Yükseliş Dönemi

Istanbul'un Fethi: II. Mehmet, babasinin ölümü üzerine ikinci kez
Osmanli tahtina oturdugunda, devletin ortasinda bir ser adacigi hâlinde
kalmis köhne Bizans'i ortadan kaldirmayi öncelikle hedef olarak
belirlemisti. Böylelikle Osmanli devleti tam bir cihan devleti haline
gelebilecekti. Hedefini gerçeklestirmek için ilkin Sirbistan ve Eflâk
ile anlasma imzalayan Fatih, Karamanoglu tehlikesini de geçici de olsa
bertaraf etti. Bizans'a ulasabilecek muhtemel yardimi önlemek için
Bogaz'in Avrupa yakasina Rumeli Hisar'ini yaptirarak kusatma
hazirliklarini tamamladi. Nihayet kusatilan Istanbul'a karsi 6 Nisan
1453'te kara ve denizden saldiri baslatildi. II. Mehmet, Edirne'de
döktürdügü çaginin en güçlü toplariyla Istanbul surlarini karadan
sarsarken 18 Nisan'da donanma bütün Istanbul adalarini ele geçiriyordu.
Fakat, Haliç'in zincirle kapatilmasi sebebiyle kara ve deniz birlikleri
müsterek bir harekâta geçemiyor ve bu durum da kusatmanin basarisina
gölge düsürüyordu. Nihayet 22 Nisan'da Osmanli donanmasinin karadan
Haliç'e indirilmesi gibi müthis bir plânin gerçeklestirilmesi,
kusatmanin seyrini degistirmeye baslamisti. Seksen parçalik donanmayi
bir anda karsilarinda gören Bizans'in direnme gücü artik kirilmisti. 29
Mayis 1453'teki nihaî harekâtla Istanbul fethedildiginde, II. Mehmet,
Peygamberimizin müjdesine mazhar oluyor ve "feth-i mübin" ile "Fatih"lik
serefini elde ediyordu.Bizans'in ortadan kaldirilmasi hem Türk tarihi
hem de dünya tarihi açisindan büyük bir öneme sahiptir. Bu fetihle
Osmanli Devleti, artik tam bir cihan devleti hâline gelmis, Islâm
dünyasi ve Avrupa içinde büyük bir prestij ve güç kazanmistir. Avrupa
için bu fetih çag açip, çag kapayan bir fetihtir. Katolik Avrupa'nin,
Ortadoks dünyasiyla bütünlesme çabalari, Istanbul'un fethiyle önlenmis,
aksine Balkanlari da tamamen ele geçirmek suretiyle Fatih, kisa zamanda
Ortadokslari himayesi altina almistir. Nitekim Papa V.Nikola'nin
Türklere karsi harekete geçilmesi fikri pek taraftar bulamamis, aksine,
Ege adalarindaki halk, Balkanlardaki bazi despotluklar ve prensler
Fatih'i Istanbul'un fethinden dolayi kutlayan mektuplar yazmislardir.
Papa'nin istegine sadece Almanya, Napoli ve Venedik olumlu cevap vermis
fakat onlar da kendilerinden ziyade Sirp, Macar ve Arnavutlari
kiskirtarak sonuç almaya çalismislardir.

Fatih'in Bati Politikalar: Sirbistan Seferleri; Istanbul'un fethinden
sonra Osmanlilara bagliligini bildiren ve ele geçirdigi bazi kaleleri
geri veren Sirplar Macarlar ile is birligi yaparak yeniden
düsmanliklarini göstermeye baslamislardi. Bunun üzerine 1454-1457
arasinda üç kez pespese Sirbistan'a sefer düzenlendi. Belgrat disindaki
bütün Sirp topraklari ele geçirildi. Sirp Krali Bronkoviç'in ölümüyle
baslayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlilar, Sirplari vergiye
bagladilar. Taht kavgalarinin yeniden alevlenmesi üzerine, Mora
seferinde bulunan Fatih, Sirp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut
Pasa, 1459'da baskentleri Semendire'yi ele geçirilerek Semendire
Sancakbeyligini olusturdu. Böylece Sirbistan'da 350 yil sürecek Osmanli
hâkimiyeti baslamis oluyordu.

Arnavutluk Seferleri; Papalik ve Napoli kralliginin destegi ve
kiskirtmasiyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi Iskender Bey, vurkaç
taktigi ile Osmanli kuvvetlerine baskinlar düzenlemekteydi. Bunun
üzerine Fatih, bizzat sefere çikmaya karar verdi. 1465 yilinda
gerçeklesen I.seferde, Ilbasan Kalesi'ni yaptirip, içine asker
yerlestiren Fatih, Balaban Pasa'yi bölge için görevlendirerek, geri
döndü. Ancak, Papa ve diger devletlerden aldigi kuvvetlerle Türklere
saldiran Iskender Bey, Balaban Pasa'yi sehit etti ve Ilbasan kalesi'ni
kusatti. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi'ne çikti (1467). Ele
geçirilen topraklarda yeni garnizonlar olusturuldu. Bu sirada Iskender
Bey ölmüs ve yerine oglu Jean geçmisti. Arnavutlukta baslayan kargasa
sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini baslatti. Arnavutlarin elinde
kalmis olan Kroya ve Iskodra kusatildi. Nihayet 1479'da Arnavutluk da
bir Osmanli vilayeti haline gelmis oluyordu.

Mora Seferleri; Istanbul'un fethinden sonra Bizans Imparatoru XII.
Konstantin'in ogullari, rakipleri Kantakuzen ailesine karsi Mora'da,
Osmanlilarin yardimini istemislerdi. Turahanoglu Ömer Bey, akincilari
ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer
iki kardes arasinda mücadele baslamisti. Bölge ülkelerinin Mora'yi
istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458'de harekete geçti. Korent'i ele
geçiren Fatih, Mora'nin bir kismini merkeze baglayarak, burada bir
sancak olusturdu. Atina ve diger bölgeler ise Osmanli yönetimini kabul
etti. Kardesi Dimitrios'a karsi Arnavutlarin destegini alan Tomas'in
Osmanlilarla yapilan anlasmayi bozmasi üzerine 2.kez Mora'ya sefer
düzenlendi. Tomas, Papa'nin yanina kaçmak zorunda kaldi. Bölgeye çok
sayida Türk yerlestirildi. Venedikliler bölge halkini Osmanlilara karsi
ayaklandirmaya çalisiyorlardi. Ancak bunda basari kazanamayan Venedik,
Osmanli kuvvetleri tarafindan bozguna ugratildi (1465).

Eflâk ve Bogdan Seferleri; Yildirim zamaninda vergiye baglanan Eflâk
Prensligi'nin basina Fatih tarafindan Vlad (Kazikli Voyvoda)
getirilmisti(1456). Osmanlilara bagli görünen Vlad aslinda gizliden
gizliye düsmanlik ediyordu Vlad'in Fatih'in elçilerini kaziga oturtarak
öldürmesi üzerine 1462 yilinda Fatih, Eflâk'a bir sefer düzenledi.
Bogdan'dan da yardim alan Osmanli kuvvetleri voyvodayi uzun süre takip
etti. Neticede, sigindigi Macarlarin, Osmanlilarla yaptigi anlasma
üzerine Vlad'i esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodaliga
Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanli eyaleti hâline geldi. 1455'ten
itibaren Osmanli Hâkimiyetini taniyan Bogdan Prensligi'nin Kefe'nin
fethinden sonra izledigi düsmanca siyaset üzerine Osmanli kuvvetleri
1476'da Bogdan'a girdi. Fatih'in bizzat basinda oldugu Osmanli
kuvvetleri Bogdan ordusunu büyük bir bozguna ugratti. Böylece Bogdan da
yeniden Osmanli hâkimiyetini tanimis oluyordu.

Bosna-Hersek Seferleri; Osmanlilara vergi yoluyla bagli olan Bosna
Kralinin, anlasmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp'ten harekete geçen
Fatih, Sadrazam Mahmut Pasa ve Turahanoglu Ömer Bey'e Bosna'nin tamamen
fethedilmesi emrini vermisti. 1463 yilindaki seferle Bosna Krali Osmanli
hâkimiyetini yeniden tanidi. Ancak seyhülislamin da fetvasiyla sonra
öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyligi olusturuldu. Fakat
ordunun Istanbul'a dönmesi üzerine ayni yil, Macar krali Bosna'ya girdi.
Ikinci kez düzenlenen seferle Osmanlilar, Yayçe disindaki bütün kale ve
sehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasinda Hersek
Krali Stefan da ülkesinin bir kisim topraginin Osmanlilara dogrudan
baglanmasi sartiyla tahtinda birakilmisti. Ancak 1483 yilinda Hersek
tamamen Osmanli topragi hâline gelecektir.Fatih, Bosna'yi Osmanli
topraklarina kattigi zaman "Bogomil" mezhebindeki Bosnalilara çok iyi
davranmisti. Hem Katolik hem de Ortadokslarin kendi kiliselerine almak
için baski yaptiklari Bogomiller bu sebeple Osmanli yönetimine sicak
bakmislar ve kendilerine saglanan din ve vicdan hürriyetinden
etkilenerek zamanla Müslüman olmuslardi. Iste bu Müslüman Bosnalilara
"Bosnak" denilmektedir.

Fatih devrinde Osmanlilarin karada en güçlü komsusu ve rakibi Macarlar,
denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek baslarina Osmanlilarla
bas edemeyeceklerini bildiginden, dogrudan bir savasi göze alamamis,
Fatih de tabiî sinir olan Tuna'yi geçmeyi düsünmemistir. Ancak akincilar
vasitasiyla, Macaristan'a güvenligin saglanmasina yönelik yüzlerce
basarili akin düzenlenmistir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlilarla
dogrudan karsilasmaktansa Balkanlardaki diger devletleri kiskirtmayi yeg
tutmustur. Güçlü donmasiyla Mora ve Ege'deki adalara sahip olmak
isteyen Venedik, Osmanlilar karsisinda istedigi sonucu alamamis, aksine
pek çok ada ve kiyi kaleleri Osmanlilarin eline geçmistir.

Ege Adalarinin Fethi; Istanbul'u ele geçiren Fatih, Bizans'a ait bütün
topraklari hâkimiyeti altinda birlestirmek istiyordu. Böylece Bizans'in
yeniden dirilmesini önleyecegi gibi, iktisadî ve siyasî açidan da nüfuz
alanini genisletebilecekti. Öncelikle Anadolu kiyisina yakin adalari
hedef alan Fatih, Bizans, Venedik ve Cenevizlilerin elindeki bu
adalardan Anadolu'ya yapilan korsan akinlarinin önünü kesmis olacakti.
Ikinci olarak Orta ve Dogu Akdenizdeki adalar hedef alinmisti ki, bu
adalar Fatih'in Italya'ya yani eski Roma'ya geçisini kolaylastiracakti.(
Nitekim Gedik Ahmet Pasa komutasindaki bir Osmanli donanmasi Napoli
Kralliginin elindeki Otranto'yu fethetmis ve buradan Güney Italya'ya
akinlar düzenlenmistir.(1480) Fakat Fatih'in ölümünden sonra basa geçen
II. Bâyezid, Gedik Ahmet Pasa'yi geri çagirinca, sehir savunmasiz kalmis
ve Italyanlar kaleyi tekrar ele geçirmislerdir).1456 yilinda öncelikle
Çanakkale Bogazi'na hâkim olan adalardan Gökçeada (Imroz), Tasoz Enez ve
Semendirek adalari ele geçirildi. Ayni tarihlerde Limni ve Midilli
halki Türk yönetimine girmek için Osmanlilara basvurmustu. Önce Limni,
ardindan, uzun süren kusatmayi müteakip Midilli (1467) ele geçirildi.
Venedikliler 264 yildir ellerinde tuttuklari Agriboz Adasi'ndan Mora ve
Ege adalarindaki Türk birliklerine karsi saldirilarini
yogunlastirmaktaydilar. Bunu önlemek maksadiyla Agriboz'un fethine karar
veren Osmanlilar neticede 17 gün süren kusatmadan sonra amaçlarina
ulastilar. Epir despotunun elindeki Zanta, Kefalonya ve Ayamavra gibi
adalar da Fatih'in saltanatinin son zamanlarinda Osmanli topraklarina
dahil edilmistir. Ancak St. Jean sovalyelerinin elindeki Rodos'a karsi
girisilen birkaç muhasara neticesiz kalmistir.

Fatih'in Dogu Politikasi: Karadeniz Politikasi; Osmanlilar, Anadolu'nun
büyük bir kismini hâkimiyetleri altina almalarina ragmen kuzeyde,
Karadeniz kiyisindaki bazi yerler Trabzon Rumlari, Cenevizliler ve
Candarogullarinin elinde bulunuyordu. Anadolu Türk birliginin saglanmasi
ve ticaret güvenligi açisindan bu bölgelerin ele geçirilmesi sartti.
Iste bu sebeplerle, Fatih karadan ve denizden kuvvetlerini harekete
geçirdi. 1461 yilinda Cenevizlilerin elindeki önemli bir üs olan Amasra
teslim olmak zorunda kaldi. Seferin kendisine karsi yapildigini sanan
Candaroglu Ismail Bey, Kastamonu'yu terk ederek Sinop'a çekildi.
Bursa'ya dönerek birliklerini takviye eden Fatih, Trabzon seferine
çikarken, Sinop da dahil Candarogullarinin topraklarini savasmaksizin
ele geçirdi. Fatih'in asil amaci 1204 yilinda Lâtinlerin Istanbul'u
isgal etmesi üzerine Bizans hanedanina mensup Komnenlerin ayri bir
devlet olusturduklari Trabzon idi. Osmanlilara vergi vermeyi kabul eden
Trabzon Rumlari bir taraftan Fatih'in rakibi olan Uzun Hasan ile ittifak
içine girmisti. Nihayet Fatih, karadan birliklerini Trabzon'a
gönderirken, bir donanma da Sinop'tan kalkarak bölgeye yöneldi. Bu
sirada Uzun Hasan'in Osmanli ordusunu arkadan çevirebilecegi ihtimaline
karsi Fatih, ordusunu Sivas'in güneyinden Yassiçemen'e çevirdi. Uzun
Hasan'in annesi Sara Hatun'un ricasi üzerine Akkoyunlularla bir anlasma
yapildi. Anlasmaya göre Akkoyunlular, Trabzon Rumlarina yardim etmemeyi
vaat etmislerdir. Anlasmanin akabinde kara ve denizden Trabzon yeniden
kusatildi. Çaresiz kalan Trabzon Hâkimi David Komnen sehri teslim etmeyi
kabul etti (26 Ekim 1461). Böylece 258 yil devam eden Trabzon Rum
Imparatorlugu da tarihe karismis oldu.

Karadeniz'in Anadolu kiyilarini tamamen hâkimiyetine alan Fatih'in
bundan sonraki hedefi, önemli ticaret limanlari olan Ceneviz
kolonilerini ortadan kaldirarak, Karadeniz'i tam bir Türk gölü yapmak
idi.

Gedik Ahmet Pasa komutasindaki donanma 1475 yilinda Kefe, Azak ve Menkup
iskele ve kalelerini ele geçirdi. Böylece Osmanlilar, Altinorda
Hanligi'nin zayiflamasiyla ortaya çikan Kirim Hanligi ile komsu oldu.
Azak Kalesi'nin düsürülmesi sonucunda bazi Cenevizliler ile birlikte
Kirim hanlarindan Mengli Giray Han da esir edilmisti. Mengli Giray
Han'in Istanbul'a getirilmesiyle Kirim Hanligi Osmanli hâkimiyetine
girmis oldu. (1478). Kirim hanlari 350 yil boyunca Osmanlilarin batiya
karsi en güçlü müttefikleri olarak hizmet vermislerdir.Anadolu'da Türk
Birliginin Gerçeklesmesi; Osmanlilarin kurulus devrinden beri en ciddî
rakipleri durumundaki Karamanogullari, Fatih'in politikalarina karsi,
Akkoyunlu ve Memlûklu devletlerinin destegini sagladigi gibi,
Venediklilerle de bir ittifak kurmakta sakinca görmemislerdi. Bu
düsmanca tavir üzerine Fatih 1466 yilinda Karamanogullari üzerine
yürümeye karar verdi. Beylik topraklarinin büyük kismi Osmanlilarin
eline geçmesine ragmen Fatih, Larende ve Silifke yörelerine çekilen
Karamanogullarina karsi mücadeleyi, Otlukbeli Savasi'nin sonrasinda da
sürdürmüstür. Fakat Karaman Beyi Kasim'in ölümünden sonra (1483) beylik
tamamen oradan kalkmis olacaktir. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, 1467
yilinda Karakoyunlu topraklarina sahip olunca Osmanlilar aleyhine
hâkimiyetini genisletmeye baslamisti. Anadolu birligi yönündeki bu
tehlike üzerine Fatih, 1473'te harekete geçti. Otlukbeli mevkiinde
yapilan savasta Osmanlilar büyük bir zafer kazandilar. Artik
Akkoyunlular Osmanlilar için bir tehlike olmaktan çikmisti.

Fatih bundan sonra Hicaz su yolllarinin onarimi hususunu bahane ederek
Memlûklar'a karsi harekete geçti. Fakat bu dönemde Memlûklarla büyük bir
savasa girilmemistir. Fatih'in 1481'de hazirlik yaptigi ve ölümüyle
yarim kalan seferin ya Rodos'a ya da Misir'a yönelik oldugu söylenir.

Fatih'in ölümü üzerine Osmanli tahtina büyük oglu Bâyezid geçmisti.
Ancak diger oglu sehzade Cem, Rodos sovalyelerinin eline düsmesiyle
sonuçlanan,taht mücadelesine girmisti. Bâyezid'in mütereddit ve
ihtiyatli politikalari sebebiyle, Akkoyunlularin yerini alan Safaviler
güçlenerek Anadolu'da Sahkulu Isyani gibi ayaklanmalari kiskirtmis,
Memlûklara karsi basarisiz seferler düzenlenmistir. Buna ragmen Bâyezid
döneminde Kili ve Akkerman ele geçirilerek Bogdan tamamiyla Osmanli
hâkimiyetine girmis(1484), Venedik ve Haçlilara karsi denizlerde
üstünlük kurulmus, Modon, Koron, Inebahti ve Navarin gibi Mora
kiyilarindaki kale ve limanlar zapt edilmistir(1502).

Barbaros kardeslerin denizlerdeki zaferlerine ragmen özellikle dogudaki
olumsuz gelismeler ve Sahkulu Isyani(1511), devlet islerinden elini
çeken Bâyezid'in sagliginda sehzadeler arasindaki taht mücadelesinin
kizismasina vesile olmustur. Nitekim Sehzade Selim'in mücadeleyi
kazanmasi üzerine 1512 yilinda II. Bâyezid tahttan feragat etmistir.

Yavuz Sultan Selim Devri; Henüz Trabzon'da vali iken Dogu'da Safavilerin
nasil güçlendigini gören ve onlarla basarili bir mücadeleye giren
Selim, tahta çiktiktan sonra, Anadolu'daki mezhep mücadelesine bir son
vermek için Safavilerle dogrudan savasa girmeyi kaçinilmaz görmekteydi.
Nihayet ordusunun basinda Dogu seferine çikan Yavuz Selim, Çaldiran
Ovasi'nda Sah Ismail'in ordusuyla büyük bir meydan muharebesi yapti. Iki
Türk hükümdarinin mücadelesinden Selim üstün çikti (23 Agustos 1514).
Dogu Anadolu topraklari Osmanlilarin eline geçti. Yavuz, Tebriz'e kadar
Sah Ismail'i takip etti. Dulkadirogullari beyligi Osmanli yönetimine
alindi ve sonra ilhak edildi (1515)Babasi döneminde Memlûklara karsi
yapilan seferlerin çogu kez basarisizlikla neticelenmesi, Osmanlilarin
dogu'da ve Islâm dünyasinda üstünlük kurmalari önündeki en büyük engel
idi. Bu sebeple, Safavi tehlikesini bertaraf ettikten sonra Yavuz,
Memlûklara karsi büyük bir ordu hazirladi. Misir Memlûk Sultani Kansu
Gavri, Osmanli ordusunu Halep'in kuzeyinde karsiladi. Ancak Mercidabik
Savasi Osmanlilarin zaferiyle son buldu (24 Agustos 1516). Kansu Gavri
savas sirasinda öldü. Malatya'dan Sina yarimadasina kadar olan topraklar
Osmanlilarin eline geçti. Kisi Sam'da geçiren Yavuz, tekrar Misir'a
yöneldi. Yeni Memlûk Sultani Tomanbay ile Kahire'nin kuzeyindeki
Ridaniye mevkiinde yapilan savasi da Osmanlilar kazandi. (22 Ocak 1517).
Bu savas Memlûk Devleti'nin sonu oldu. Suriye, Filistin, Misir ve Hicaz
Osmanli hâkimiyetine girdi. Hülagû'nun Bagdat'i isgal etmesiyle Memlûk
himayesine giren halifelik müessesesi de böylece Osmanlilara geçmis
oluyordu. Nitekim Mekke serifi sehrin anahtarini Yavuz Sultan Selim'e
sunarak itaatini bildirmisti. Yavuz dönemi Osmanlilarin dogu'da ve Islâm
dünyasi'nda en büyük güç haline geldigi bir dönemdir.


Yavuz Sultan Selim'in sekiz yil süren hâkimiyet devrinden sonra Osmanli
tahtina oglu I.Süleyman geçti (1520). I.Süleyman'in 46 yillik
saltanatinda Osmanli Devleti siyasî, askerî ve iktisadî açilardan
zirveye ulasmistir. Bu sebeple dost düsman ona Kanuni, Muhtesem, Büyük
Türk gibi lâkaplarla hitap etmis ve tarihe de böyle geçmistir.

Avrupa'daki Gelismeler; Kanuni döneminde özellikle Avrupa'da önemli dinî
ve siyasî degisiklikler söz konusudur. Güçlü Macar kralliginin Osmanli
hâkimiyetine girmesinden sonra, Kutsal Roma-Cermen Imparatoru Sarlken en
ciddî rakip hâline gelmis, onun olusturdugu imparatorlugun uzantisi
durumundaki Avusturya Arsidükaligi Osmanlilara sinirdas olmustur. Bu
devlet ile Avrupa'nin en güçlü hanedani olacak olan Habsburglar
Avrupa'yi âdeta parselleyeceklerdir. Bu dönemde güçlenmeye baslayan
Protestanlik, Avrupa'da mezhep çatismalarinin siddetlenmesine sebep
olmustu. Dogu Avrupa'da da Lehistan ve Ortadoks Rusya güçlenmeye
baslamisti. Kanuni, Avrupa'daki siyasî ve dinî çekismelerden
faydalanarak, onlarin birlesmemesine özen göstermis ve bunu bir devlet
politikasi hâline getirmistir. Yine bu dönemde Akdeniz'de ve
Okyanuslarda güçlü bir ticarî ve iktisadî filo olusturan Ispanyol ve
Portekiz donanmalari Venedik'in yerini almis görünüyordu.

Belgrat'in Fethi ve Macaristan Seferi; Fatih'in Sirbistan seferinde ele
geçirilemeyen Belgrat, Avrupa içlerine yapilacak akinlar için bir
siçrama noktasi idi. Bu sebeple Kanuni, Macaristan seferine çiktiginda
ilkin Belgrat'i kusatti ve ele geçirdi(1521). Burayi bir üs olarak
kullanan Osmanlilar artik rahatlikla Avrupa içlerine sefer
yapabilecekti. Nitekim Sarlken'e tutsak olan Fransa Krali Fransuva'yi,
kendisinden yardim talep etmesi üzerine, kurtarmayi amaçlayan Kanuni,
1526 yilinda karsisindaki ittifaki parçalamak amaciyla yeniden
Macaristan üzerine bir sefer düzenledi. 29 Agustos 1526'da Mohaç Meydan
Muharebesi ile Macar ordularini imha eden Kanuni, Budin'i (Budapeste)
ele geçirdi. Macaristan'in bir bölümü ilhak edildi ve kalan kismi Erdel
Kralligi olusturularak Osmanli hâkimiyetine alindi.

Avusturya Seferleri; Macaristan'in ele geçirilmesi üzerine, ölen Macar
krali ile akrabaligini öne süren Avusturya Arsidükü Ferdinand, Macar
topraklarinda hak iddia etmis ve Budin'i isgal etmisti. Bunun üzerine
Kanuni, yeniden Macaristan'a sefer düzenledi. Budin kurtarildi. Ancak
Kanuni'nin asil maksadi Viyana idi. Osmanli ordusu sehri kusatti ise de
ele geçirmeye muvaffak olamadi(1529). I.Viyana Kusatmasi'nin sonuçsuz
kalmasindan cesaretlenen Ferdinand, Budin'i tekrar isgal etti. Kanuni
ünlü "Alman Seferi" ile mukabele ederek isgal edilen yerleri geri aldi.
Ferdinand ile Istanbul'da bir anlasma yapildi. Bu anlasmaya göre
Ferdinand, Macaristan üzerinde hak talep etmeyecek ve Osmanli
hâkimiyetini taniyacak ve elinde bulundurdugu Macaristan'a ait topraklar
için de Osmanlilara vergi verecekti.(1533).

Ferdinand'in Macar kralinin ölümünü firsat bilerek anlasmayi bozmasi
üzerine Kanuni yeniden sefere çikti. 1562'deki bu sefer sonucunda
Macaristan'da Erdel Beylerbeyligi olusturuldu. Avusturyalilar firsat
buldukça Macar topraklarina tecavüz etmisler ve her seferinde de
Osmanlilardan gerekli cevabi almislardir. Nitekim Kanuni'nin son seferi
de Avusturya'ya karsi olmus ve Zigetvar Kalesi kusatilmistir (1566)

Fransa ile Münasebetler ve Ilk Kapitülâsyon; Avrupa birligini saglamak
isteyen Roma-Cermen Imparatoru Sarlken, bu maksatla Fransiz Krali
Fransuva'yi esir etmisti. Kendisinden yardim isteyen kral ile iyi
iliskiler kuran Kanuni böylece Sarlken'e karsi bir müttefik kazanmis
oluyordu. 1535 yilinda iki ülke arasinda ticaret ve dostluk anlasmasi
imzalandi. Anlasma ile her iki ülke serbest ticaret hakki elde edecek ve
bu haklar iki hükümdarin yasadigi sürece geçerli olacakti. Lâkin
kapitülasyon adiyla tarihe geçecek olan bu ticarî imtiyazlar sürekli
hâle getirilmis, sonraki devlet adamlarinin basiretsizligi sebebiyle tek
tarafli islemeye baslamis ve baska devletlere de imtiyazlarin
taninmasiyla Osmanli ekonomisi giderek disa bagimli hâle gelmistir.

Iranla Münasebetler; Sah Ismail'in yerine geçen oglu I.Sah Tahmasp,
babasi gibi, Osmanlilarin düsmani olan Venedik ve Avusturya ile ittifak
kurmakta bir beis görmüyordu.

Osmanli ordusu, Avrupa'ya sefere çiktiginda Safaviler, Dogu Anadolu
topraklarina karsi saldiriya geçiyordu. Bu sebeple, Kanuni, Irakeyn (iki
Irak; Irak-i Acem ve Irak-i Arap) seferi diye bilinen bir sefere çikti
(1534-35). Tebriz ve Bagdat Osmanli topraklarina katildi. Osmanlinin
Avrupa ile ilgilenmesinden yararlanan Safaviler firsat buldukça yeniden
harekete geçtiklerinde, bölgeye 1555 yilina kadar Nahcivan ve Tebriz
üzerine birkaç kez sefer düzenlenmistir. Osmanlilar karsisinda fazla bir
varlik gösteremeyen Sah Tahmasp nihayet baris anlasmasi imzalamayi
kabul etmek zorunda kalmis ve Amasya Antlasmasi (1555) ile Osmanli
üstünlügünü kabul ederek Bagdat, Tebriz ve Dogu Anadolu'nun Osmanli
hâkimiyetinde oldugunu tasdik etmistir.

Deniz Seferleri ve Fetihler; Kanuni devri karada oldugu gibi denizlerde
de büyük bir üstünlügün saglandigi bir devirdir. Fatih'in alamadigi,
St.Jean sövalyelerinin elindeki Rodos ve çevresindeki adaciklar,
basarili bir kusatma sonunda ele geçirilmis(1522), II. Bâyezid
zamanindan beri Akdeniz'de serbestçe faaliyet gösteren Barbaros
kardeslerin devlet hizmetine alinmasiyla deniz ve kiyilarda pek çok yer
Osmanli hâkimiyetine dahil olmustur. Cezayir'i ellerinde bulunduran ve
Osmanlilar adina, 1492 yilinda Ispanya'da soy kirima ugrayan Musevîleri
Istanbul'a gemilerle nakleden Barbaros kardesler hakli bir üne sahip
olmuslardi. 1533 yilinda Cezayir'i Osmanlilara birakarak kaptan-i
deryalik görevini kabul eden Barbaros Hayrettin Pasa (Hizir Reis), 1538
yilinda Andrea Doria komutasindaki Haçli donanmasini Preveze'de büyük
bir bozguna ugratarak, Osmanlilardin Akdeniz'in tek hâkimi oldugunu
bütün dünyaya kabul ettirdi.

Barbaros'un ölümünden sonra yerine geçen Turgut Reis de fetihlere devam
etti.Nitekim St. Jean sövalyelerinin elinde bulunan Trablusgarp onun
tarafindan fethedilmis (1551), Preveze'den sonraki en büyük deniz zaferi
sayilan Cerbe Savasi sonunda Haçli donanmasi bir kez daha hezimeti
tatmistir. Sadece Akdeniz'de degil Kizil Deniz ve Hint Okyanusunda da
Osmanli donanmasi faaliyette bulunmustur. Uzak denizlerde istenilen
sonuçlar elde edilememisse de bu dönemde Yemen ve Arabistan'in güney
kiyilari ile Habesistan ele geçirilmistir.

Kanuni'nin Ölümü ve Sonrasi; Zigetvar Muhasarasi esnasinda hastalanan
Kanuni kalenin fethini göremeden 66 yasinda öldü (1566). Siyasî, askerî
ve iktisadî bakimlardan Osmanliyi zirveye çikaran bu büyük hükümdarin
yerine geçen ne II. Selim (1566-1574) ne de III. Murat (1574-1595) ayni
evsafta kisiler degillerdi. Ancak Kanuni devrinde baslayan fetih
rüzgârlari o derece siddetliydi ki, bu hükümdarlar devrinde de hizini
devam ettirebildi. Süphesiz bu basarilarda sadrazam Sokullu Mehmet
Pasa'nin dirayetli siyasetinin de rolü büyüktür. Anadolu'nun Akdeniz'e
bakan kiyilarinda bir çiban basi gibi duran Venedik'in elindeki Kibris
bu fetih rüzgâriyla kusatildi. Lala Mustafa Pasa komutasindaki Osmanli
donanmasi adayi ele geçirir geçirmez (1571), buraya Anadolu'nun çesitli
sancaklarindan Türkler yerlestirildi. Artik Kibris da Türk olmustu. Bu
durumu hazmedemeyen Venedik, Ispanyol, Malta donanmalari papa ve diger
bazi Avrupa devletlerinin de destegi ile harekete geçerek büyük bir
savas filosu olusturdular. Korent Körfezi yakinlarinda, Inebahti
önlerinde yapilan deniz savasini Osmanlilar kaybetti (1571).

Ancak kendileri de oldukça fazla zaiyat verdiginden, Haçli donanmasi
Osmanli kadirgalarini takip edecek durumda degildi. Sokullu kisa zamanda
donanmayi yenileyerek yeniden Akdeniz'e indirdi. Venedik bu durum
karsisinda yeni bir savasi göze alamadi ve Osmanlilara vergi vermeyi
kabul etti. Kiliç Ali Pasa komutasindaki donanma Tunus'u yeniden Osmanli
topraklarina katti (1574). Bu esnada II.Selim ölmüs ve yerine III.
Murat geçmisti. Bu padisah devrinde, Sah Tahmasp'in ölümüyle çalkanan
Iran'a savas açildi (1576) Gürcistan ve Azerbaycan'in büyük bir kisminin
ele geçirilmesiyle neticelenen ilk seferden sonra savas 15 yil sürdü.
Bu uzun savas ile daha fazla yipranmak istemeyen Osmanli Devleti ile
Iran arasinda 1590'da bir baris anlasmasi yapildi. Yine bu dönemde
baslayan Türk-Macar Savasi I.Ahmet devrine kadar devam etti. Don ve
Volga nehirlerini birlestirmeyi amaçlayan kanal projesi ile Süveys
kanali tesebbüsünün mimari olan Sokullu'nun 1579'daki ölümü ile Osmanli
Devleti büyük bir yara almistir. Özellikle III.Murat'in oglu
III.Mehmet'in (1595-1604), hükümet islerini annesine birakip, bir köseye
çekilmesi Osmanli'yi XVII. yüzyilda daha kötü yillarin bekleyeceginin
âdeta habercisi idi.


Duraklama Dönemi

III. Mehmet zamaninda Avusturya'ya karsi devam ettirilen savaslarda
Egri, Kanije ve Haçova zaferleri elde edilmisse de I. Ahmet (1604-1617),
Zitvatorok Antlasmasini imzalayarak (1606), Osmanlinin, Avrupa'daki
üstünlügünün sona erdigini bir anlamda kabul ediyordu. Her ne kadar ele
geçen topraklar bu anlasmayla Osmanlida kaliyorsa da, artik iki devletin
"esit" sayildigi hükme baglanmisti. XVI.yüzyil baslarindan itibaren
Avusturya ve Iran'la girilen uzun savaslar, ehliyetsiz idareciler,
liyakatin yerini iltimas ve rüsvetin almasi, buna bagli olarak devletin
askerî ve iktisadî düzeninin temelini olusturan timar sisteminin
bozulmaya baslamasi, devletin güç ve otoritesini, halkin huzur ve
asayisini güvenligini sarsmistir. XVII. yüzyila girilirken bu olumsuz
sartlar, anarsinin artmasina sebep olmustur. Merkez ve tasra
teskilâtinda görülen bozulmalar, pek çok isyanin çikmasini ve
dolayisiyla devlet nizaminin sarsilmasini beraberinde getirmistir. Bu
isyanlari üç grupta toplamak mümkündür; Tasrada çikan Celalî Isyanlari,
Eyalet isyanlari ve Istanbul merkezli kapikulu isyanlari. Celalî
isyanlarinin en önemli sebepleri, yukarida da belirttigimiz gibi,
devletin uzayan savaslara bagli olarak azalan gelirlerini
karsilayabilmek için vergileri artirmasi, timar sistemindeki bozulmalar
ve köylünün artan vergilere karsi huzursuzluklari idi. Halkin devlete
olan güveninin sarsilmasi, isyancilarin gücünü daha da artiriyordu.
Kalenderoglu, Karayazici, Deli Hasan gibi Celâlîlerin isyanlarina,
medrese ögrencisi suhteler ve basibos leventlerin isyanlari da
eklenince, devlet isyanlari bastirmada oldukça zorlandi. Bu isyanlar
yüzünden özellikle Anadolu'da dirlik ve düzenlik kalmadigi gibi,
iktisadî durum da oldukça bozulmustur. Yine bu otorite boslugu nedeniyle
Erzurum ve Sivas gibi yerlerin valileri ile Yemen, Bagdat, Eflâk,
Bogdan gibi bagli eyaletlerin yerli yöneticileri de isyan etmislerdi.

Istanbul'daki yeniçerilerin ulûfelerini zamaninda alamamalarini bahane
ederek çikardiklari isyanlar dogrudan sarayi hedef almistir. Fesat
yuvasi hâline gelen Yeniçeri Ocagi'ni düzenlemek isteyen II. Osman
(1618-1622) yeniçerilerin hismina ugramis, isyancilar sarayi basmistir.
Yeniçeriler, Genç Osman'i tahttan indirerek yerine, III. Mehmet'in
kardesi I.Mustafa'yi getirmisler ve bununla da kalmayarak, Genç Osman'i
Yedikule Zindanlarinda katletmislerdir. Bu olay yeniçerilerin bir
padisahi tahttan düsürüp, katletmelerinin ilk örnegi olmasi açisindan
dikkat çekicidir.

Yeniçerilerin basa geçirdigi I.Mustafa'nin bir yil sonra ölmesiyle,
Osmanli tahtina IV. Murat geçer (1623-1640), genç padisah, hâkimiyetinin
ilk on yilinda devlet idaresindeki inisiyatifi valide Kösem Sultan'a
birakmis ve güçlenene kadar fesat çikaranlara karsi tedbirli
davranmistir. Ancak saraydaki huzursuzluk ve Anadolu'da yeniden patlak
veren isyanlarin tehlikeli boyutlara ulasmasi üzerine 1632'de duruma
müdahale eden IV. Murat, kisa zamanda otoriteyi tesis etmistir. Sert
tedbirlerle nifak çikaranlari, seyhülislâm ve kardesleri de dahil,
öldürtmekten çekinmemis, bosalan devlet hazinesini yeniden çeki düzene
koymustur. Toparlanan Osmanli Devleti, Bagdat'i ele geçiren Iran'a savas
açti. IV. Murat, ünlü seferiyle Bagdat'i geri aldi (1638). Iran ile
yapilan Kasr-i Sirin Antlasmasiyla (1639), bugünkü sinirlara yakin olan
Türk-Iran siniri yeniden çizildi.

1640'ta, IV. Murat'in ölmesi üzerine yerine kardesi I. Ibrahim
geçti(1640-1648). Fakat onun sekiz yillik saltanatinda devlet her açidan
kötülemeye baslamisti. Sonunda 1648 yilinda o da öldürüldü ve çocuk
yastaki IV. Mehmet Osmanli tahtina çikarildi (1648-1687). Harem ve
Yeniçeri Ocagi devlet islerine istedikleri gibi müdahale eder
olmuslardi. Bu kötü gidis 1656'da Köprülü
Mehmed Pasa'nin sadrazamlik vazifesine getirilmesine kadar devam
etti.Köprülü Mehmet Pasa ve onun
ailesinden olan diger sadrazamlar XVIII. yüzyil baslarina kadar Osmanli
Devleti'nin idaresinde belirleyici bir rol oynamislardir. Köprülüler Devri olarak bilinen bu dönemde
geçici de olsa bir istikrar saglanmis ve Osmanlilar son fetihlerini bu
devirde gerçeklestirebilmislerdir. Köprülü
Mehmet Pasa, içerde sükûneti sagladigi gibi, Venediklilerin eline
geçmis olan Bozcaada ve Limni'yi geri alip, Çanakkale Bogazi'ni
ablukadan kurtardi. Köprülü
Mehmet Pasa öldügünde, padisah yine genis yetkilerle oglu Köprülü Fazil Ahmet Pasa'yi sadarete
getirdi(1661). Erdel islerine karisan Avusturya'ya karsi baslatilan
savasta Fazil Ahmet Pasa, Uyvar'i fethetti. Avusturya yapilan
anlasmayla, Erdel ile Uyvar ve Neograt kalelerinin Osmanli hâkimiyetinde
oldugunu kabul etti. Uzun süredir kusatilan, Venedik'in elindeki Girit,
Kandiye Kalesi'nin düsmesiyle Osmanli hâkimiyetine girdi(1669).
Lehistan'a yapilan sefer sonucunda Podolya da Osmanli topraklarina
katildi (1676).

Büyük basarilara imza atan Fazil Ahmet Pasa'nin genç yasta ölmesi
üzerine, IV. Mehmet, Köprülü'nün
damadi Kara Mustafa Pasa'yi sadrazamliga getirdi(1676).

Kara Mustafa Pasa, Çehrin'i ele geçirdi (1678). Bu zaferden sonra,
Ruslar, Dinyeper nehrinin saginda kalan topraklari Osmanlilara birakmak
zorunda kaldiklari ilk anlasmayi Türklerle yapmistir (1681). Zaferlerin
devami getirerek Osmanli'yi yeniden Avrupa'daki en genis sinirlara
ulastirmak isteyen Kara Mustafa Pasa, Orta Macaristan'da, Katolik
Avusturya'ya karsi isyan eden Protestan Macarlari himayesine aldi. Imre
Tököli Osmanlilar tarafindan Orta Macaristan krali olarak tanindi.
Mustafa Pasa, büyük bir orduyla Viyana'ya sefer düzenledi. Kanuni'nin
ele geçiremedigi Avusturya'nin merkezi Viyana'ya karsi baslatilan bu
ikinci sefer boyunca Osmanlilar hiçbir direnmeyle karsilasmadilar.
1683'te kusatma basladiginda, Avusturya imparatoru çoktan sehri
terketmisti. Ancak kusatmanin uzun sürmesi, Lehistan ve Alman
askerlerinin, sehrin imdadina yetismesiyle neticelendi. Iki ates
arasinda sikisan Kara Mustafa Pasa, büyük bir bozguna ugradi. (12 Eylül
1683). Osmanlilar Belgrat'a kadar geri çekilmek zorunda kaldi. Viyana
bozgunu, sadrazamin Belgrat'ta hayatina mal olmustu. Osmanli devletine
karsi Avusturya, Lehistan, Malta, Venedik ve son olarak Ruslarin
katildigi(1696) büyük bir ittifak olusturuldu. Osmanlilar dört cephede
bu ittifaka karsi mücadele verdigi sirada, içte de huzursuzluk
artmaktaydi. IV. Mehmet tahttan indirilmesiyle yerine II. Süleyman
(1687-1691) , II.Ahmet (1691-1695) devirlerinde huzursuzluk devam etti.
Bu dönemde yine bir Köprülüzade
olan Fazil Mustafa Pasa, ordu ve maliyeyi düzene koymaya yönelik
basarili icraatlerde bulunmus ise de ayni aileden Hüseyin ve Nu'man
Pasalar, sadaret makaminda basari saglayamamislardi.

I. Mustafa (1695-1703), Viyana bozgunu ve ardindan gelen toprak
kayiplarini önlemek amaciyla üç kez Avusturya'ya sefer düzenledi, ilk
iki seferde kismen basari saglandiysa da son seferde Osmanli ordusu
Zenta denilen yerde bozguna ugradi. Bunun üzerine Ingiltere'nin araya
girmesiyle Osmanlilar, ittifak güçleriyle Karlofça Antlasmasi'ni
imzalamak zorunda kaldi (26 Ocak 1699). 25 yil için geçerli olacak bu
anlasma sonunda, Avusturya'ya Macaristan'in büyük bir bölümü ve Erdel,
Venediklilere Dalmaçya kiyilari ve Mora, Lehistan'a ise Podolya ve
Ukrayna birakiliyordu. Rusya ile yapilan üç yillik ayri bir anlasma ile
de Azak Kalesi Ruslara terk ediliyor ve onlarin Istanbul'da daimî bir
elçi bulundurmalari kabul ediliyordu. Karlofça Antlasmasi, Osmanlilarin
toprak kaybiyla neticelen simdiye kadar imzaladiklari en agir anlasma
idi.

I.Edirne Vakasi adi verilen bir ayaklanma ile Osmanli tahtina III. Ahmet
geçirildi (1703-1730). Rusya bu dönemde hem Dogu Avrupa hem de
Karadeniz istikametinde topraklarini genisletme gayesini gütmekteydi.
Poltova yenilgisinden sonra Osmanlilara siginan Isveç Krali XII. Sarl,
iki ülke arasinda yeniden bir savasin baslamasi için bir vesile oldu. Bu
savas ile Osmanlilar, Karlofça Antlasmasi, Osmanlilarin toprak kaybiyla
neticelen simdiye kadar imzaladiklari en agir anlasma idi.

I.Edirne Vakasi adi verilen bir ayaklanma ile Osmanli tahtina III. Ahmet
geçirildi (1703-1730). Rusya bu dönemde hem Dogu Avrupa hem de
Karadeniz istikametinde topraklarini genisletme gayesini gütmekteydi.
Poltova yenilgisinden sonra Osmanlilara siginan Isveç Krali XII. Sarl,
iki ülke arasinda yeniden bir savasin baslamasi için bir vesile oldu. Bu
savas ile Osmanlilar, Karlofça'da kaybettikleri topraklari tekrar
kazanma firsatini bulacakti. Nitekim Prut'ta sikistirilan Ruslar (1711),
anlasma yaparak, Azak'i terk etmek zorunda kaldilar. Karadag'da isyan
çikartan Venedik'e karsi açilan savaslarda ise isgal altindaki Mora
kurtarildi. (1715). Bu basarilar üzerine, siranin kendisine geldigini
düsünerek harekete geçen Avusturya, Osmanlilari yenilgiye ugrattilar.

Temesvar ve Belgrat düstü. Osmanlilar Pasarofça Antlasmasini imzalayarak
(1718), Temesvar ve Belgrad ile birlikte Küçük Eflâk ve Kuzey
Sirbistan'i Avusturya'ya birakti. Dalmaçya kiyilarindaki bazi kalelerin
Venedik'e terki mukabilinde Mora muhafaza edildi. Osmanlilardin
Balkanlar ve Orta Avrupa seferleri için staratejik bir mevkiide olan
Belgrat'in düsmesi, agir sonuçlar dogurmustur. Avusturya, Belgrat'tan
Balkan içlerine sarkmakta daha basarili olacaktir.

Lâle Devri: Pasarofça Antlasmasi neticesinde ortaya çikan barisi iyi
kullanmak isteyen Osmanlilar, artik Avrupa karsisinda savunma durumunda
kalacagini anladigindan, Balkanlardaki sinir kalelerini tahkim etme,
bölge halkini yaninda tutmak için vergileri azaltma siyaseti uygulamaya
agirlik vermekteydi. Damat Ibrahim Pasa, Osmanlilara üstünlük kurmus
olan Avrupa'yi her yönüyle tanimak için Avrupa baskentlerine elçiler
göndertti. 1718-1730 yillari arasindaki bu dönem, sanatta lâle motifinin
islenmesi sebebiyle "Lâle Devri" adiyla anilmaktadir. Bu dönemde matbaa
açilmasi, çini ve kumas fabrikasi kurulmasi gibi bazi müspet yenilikler
yapilmissa da, III. Ahmet ve saray çevresinin sasali eglenceleri ve
harcamalari huzursuzlugu artirmaktaydi. Damat Ibrahim Pasa'nin, Iran'a
karsi baslatilan savasta (1722) kesin netice alamamasi ve uzayan savas
esnasinda Tebriz'in sadrazamin gizli emriyle Iran'a terk edildigi
haberi, muhalefetin harekete geçmesine yetti.

Patrona Halil Ayaklanmasi'nin patlak vermesiyle bu dönem sona eriyordu.
Damat Ibrahim Pasa ve yakinlariyla Sultan III. Ahmet asiler tarafindan
katledildiler (1730)Bu olayin ardindan III. Ahmet'in yegeni I.Mustafa
hükümdarliga getirildi. (1730-1754). Kafkaslardaki sinir olaylarini
bahane eden Rusya, Kirim Tatarlarina karsi büyük bir saldiri baslatti.
Azak ve Bahçesaray Ruslarin eline geçti (1739). Fransa'nin da tesvikiyle
Osmanlilar, Rusya'ya karsi savas ilân etti. Rusya'nin yaninda savasa
katilan Avusturya da, Eflâk ve Bogdan'a girmisti. Osmanlilar iki cephede
de büyük basarilar kazandilar. Prusya, Fransa ve Isveç'in Osmanlilara
yakinlasmasi, Osmanlilar karsisinda ummadiklari bir yenilgi tadan Rusya
ve Avusturya'yi baris yapmaya zorladi. Bu savas sirasinda tekrar
Osmanlilarin eline geçen Belgrat'ta bir anlasma imzalandi (18 Eylül
1739). Belgrat Anlasmasiyla, Avusturya, Pasarofça barisiyla elde
ettikleri tüm topraklardan geri çekildiler. Ruslar da Azak'i terkederek
bölgedeki kiyi ve deniz ticaretinin Osmanli gemileriyle yapilmasini
kabul etti. Bu anlasma geçici de olsa Osmanlilarin toparlanmasini
saglamistir. Savasta Türklerin tarafini tutan Fransa'yla, Kanuni
döneminde taninan imtiyazlari genisleten ve süre tahdidi koymayan yeni
bir kapitülâsyon antlasmasi imzalanmistir (1740). Damat Ibrahim Pasa
zamaninda baslayan Iran savaslari Lâle Devri'nden sonra da devam
etmekteydi. Ruslar, çöküs dönemine giren Safavilerin elindeki Azerbaycan
ve Dagistan'i isgal etmislerdi.

Sirvan halkinin talebi üzerine Osmanlilar duruma müdahale etmis, iki
ülke arasinda çikabilecek savas Fransa'nin araya girmesiyle önlenmisti.
Rusya'nin kuzeydeki isgaline karsin Osmanlilar da Güney Azerbaycan'i
topraklarina kattilar. Sah Tahmasp 1732'de Osmanlilar ile baris yapti.
Bu durumu kabullenemeyen Afsar Nadir Bey, Sah Tahmasp'i devirerek kendi
hâkimiyetini ilan etti (1736). Osmanlilar bazi topraklari Nadir Han'a
birakmaya razi oldu. Her iki taraf için de yipratici olan bu uzun
savaslar, Kasr-i Sirin antlasmasiyla çizilen sinirlarin aynen kabul
edildigi 1746 anlasmasiyla son bulmustur.

I.Mahmut döneminde, basarili savaslarin yani sira, ordu içinde de yeni
düzenlemelere gidilmistir. Aslen Fransiz olup Osmanli hizmetine girerek
beylerbeyi olan Ahmet Pasa, Humbaraci Ocagi'ni kurarak (1734), bati
savas tekniklerini burada hayata geçirmis idi. I.Mahmut'un üvey kardesi
III.Osman'in (1754-1757) yerine geçen, amcaoglu III. Mustafa (1757-1773)
zamaninda da ordu içerisinde bazi islahatlar devam ettirilmistir.
Nitekim onun döneminde Tophane islah edilerek yeni ve güçlü toplar
dökülmüs, donanma yenilenmistir. Ancak, Rusya ile baslayan harpler bu
yeniliklerin yeterli olmadigini gösterecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://turkishpowerforum.hareketforum.biz
LegendKiller
Administratör
Administratör


Hangi Takımlısınız? : Galatasaray
Mesaj Sayısı : 295
Kayıt tarihi : 28/01/10
Yaş : 37
Nerden : Rize/Ardeşen

MesajKonu: Geri: Osmanlı'nın Kuruluş Dönemi,Yükseliş Dönemi,Duraklama Dönemi,Gerileme Dönemi,Yıkılış Dönemi   Cuma Ocak 29, 2010 9:33 pm

Gerileme Dönemi

1764
yilinda Rusya, Osmanlilarin toprak bütünlügünü garanti ettigi
Lehistan'i
isgal etmis ve kaçan mülteciler Osmanli sinirini geçen Ruslar

tarafindan katledilmistir. Bu olay üzerine Osmanli Devleti Rusya'ya
savas
ilân etmistir(1768). Ruslar, Baserabya ve Kirim'i isgal ettikleri
gibi,
Ingilizlerin de yardimiyla, Baltik filosonu Akdeniz'e göndererek,
Mora
Rumlarini isyana tesvik etmisler ve Çesme'de demirli Osmanli
donanmasini
gafil avlayarak, gemileri yakmislardir. Bu arada Misir'da da
bir
isyan hareketi baslamistir. Ruscuk ve Silistre önlerinde Osmanli
kuvvetlerinin
mevzii basarilar kazanmasinin ardindan II. Katerina,
Lehistan isini
halletmeyi plânladigindan Osmanlilarla anlasma yapmayi
kabul
etmistir. I.Abdulhamit'in (1773-1789) basa geçmesinden sonra
imzalanan
Küçük Kaynarca Antlasmasi ile (21 Temmuz 1774) Kirim Hanligi
Osmanlidan
kopartilarak sözde bagimsiz bir devlet olmus, Baserabya,
Eflâk,
Bogdan Osmanlilarda kalmis, ancak Azak ve Kabartay bölgesi Rus
hâkimiyetine
geçmistir. Ruslar bu anlasmayla Ingiltere ve Fransa'ya
taninan
kapitülâsyonlari da kazanmis ve her yerde konsolosluk açma
hakkini
elde ederek, Osmanlinin iç islerine karisabilecegi bir ortami
kendine
hazirlamistir. Nitekim 1783'te Kirim'i isgal ve ilhak eden
Rusya,
Karadeniz'e hâkim olarak, sicak denizlere inme politikasini
gerçeklestirme
yönünde büyük bir adim atmis, Ortadokslari himaye
bahanesiyle de
Balkanlardaki nüfuzunu kuvvetlendirmistir.

Rusya'nin nihaî amaci,
Istanbul'u ele geçirerek Bizans'i yeniden
diriltmek idi. Iste bu
maksatla, Osmanli Devleti'ni taksim etmek üzere
Avusturya ile gizli
bir anlasma yapildi. Bu anlasmayi haber alan Osmanli
Devleti, Prusya
ve Ingiltere'nin de tahrikiyle Rusya'ya karsi savas
açti. Halkin
infialine neden olan Kirim'i geri almak Osmanlinin en büyük

arzusuydu. Ancak bu savasa Rusya'nin müttefiki olan Avusturya'nin da
katilmasiyla,
Osmanlilar iki cephede birden mücadele etmek zorunda
kaldilar(1788).
Avusturya'ya karsi iki kez savas kazanildi. Belgrat ve
Banat ele
geçirildi. Ancak Rusya'ya karsi dogu cephesinde basari
saglanamadi.
Bu tarihlerde Osmanli tahtina III. Selim çikmisti
(1789-1807). III.
Selim Isveç ile bir anlasma yaparak Rusya'ya karsi bir
müttefik
kazanmisti. Ancak Rusya Bükres ile Küçük Eflâk'i almis,
ardindan da
Belgrat ve Bender düsmüstü. 1790'da Avusturya Imparatoru
II.Joseph
ölünce iç ayaklanmalar bas göstermis ve Fransiz ihtilalinin
etkileri
bu ülkede de hissedilmeye baslanmisti. Bunun üzerine yeni
Imparator
II.Leopold, Zistovi anlasmasini imzalayarak Osmanlilarla olan
savasi
sona erdirdi (1791). Bu anlasma mevcut statükoyu muhafaza eden
maddelerden
ibaretti. Rusya ile de, Ispanya'nin araciligiyla Yas Baris
Antlasmasi
imzalandi (1792). Rusya'nin savas sirasinda isgal ettigi
yerlerden
sadece Özi, anlasmayla verilmis oluyordu. Hem Avusturya hem de
Rusya
bu anlasmalarla, Fransa ve Lehistan'daki gelismelere dikkatlerini

verirken, Osmanli Devleti de gerekli islahatlari yapmak için bir
soluklanma
zamani bulabilecekti.


Iyi bir egitim görmüs olan III. Selim
bu baris döneminden faydalanarak,
devlet içinde, özellikle askerî
alanda, islahatlar yapmak istiyordu. Bu
maksatla, Nizâm-i Cedit adi
verilen ilk islahat hareketiyle, yeni bir
ordu kurdu(1793). Yeniçeri
Ocagi'ni kaldiramayacagini bildiginden,
öncelikle Nizâm-i Cedid
denilen bu orduyu batili tarzda düzenleyip,
basarisini kanitlamak
gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocagi
lagvedilebilirdi.
Fakat kendileri aleyhine ortaya çikan gelismelerden
endise duyan
Yeniçeriler, bazi devlet adamlarini da yanlarina çekerek
yeniliklere
karsi çiktilar ve isyan ettiler. Üstelik bu arada Napolyon
Bonapart,
bir orduyla Misir'i isgale baslamisti (1798). Osmanlilar,
Rusya,
Ingiltere ve Sicilya'nin da menfaatlerine dokunan Fransiz
isgaline
karsi harekete geçti. Ehramlar savasiyla, Misir'i ele geçirip,
kuzeye
yönelen Bonapart, Akka'da Osmanli savunmasini geçemedi (1799).
Kusatmayi
kaldiran Napolyon geri dönerken, yerine biraktigi ordu
komutanlari
da maglûp edildiler. Neticede Fransizlar Misir'i terk etmek
zorunda
kaldi(1801). Fransa'yi barisa zorlayan önemli bir sebeplerden
birisi
de, Akdeniz'de Rus ve Türk donanmalarinin is birligi yapmalari,
Ingiltere'nin
Fransiz savas ve ticaret gemilerini taciz etmesiydi.
Fransa'nin
Akdeniz ve Orta Dogu'daki ticarî menfaatlerinin zedelenmesi
onlari
barisa zorlamaktaydi.

1802'de imzalanan anlasmayla Fransa bölgede
yine ticaret yapma güvencesi
almis ve kapitülâsyon hakkini elde
etmistir. Bu olayi bahane ederek
Akdeniz'e inen Rus donanmasi,
Osmanli donanmasiyla birlikte Fransa'nin
elindeki bazi adalari ele
geçirmis idi. Fakat halk, ebedî düsman olarak
gördügü Rusya ile is
birligi yapilmasina büyük tepki göstermis ve bunun
sonunda III.
Selim'e ve islahatlarina karsi cephe genislemisti. Üstelik
Napolyon'un,
Orta Dogu'da Araplara yönelik propagandasinin da etkisiyle
bölgede
bazi isyanlar çikmisti. Böylece Bulgaristan ve Sirbistan'da
çikan
isyanlara bir de Suriye'de ve Hicaz'da çikan isyanlar eklenmis
oluyordu.
Vehhabiler ayaklanarak, 1803-1804'te Mekke ve Medine'yi ele
geçirmislerdi.
Osmanlilarin tekrar Fransa ile yakinlasmalari, Ingiliz ve
Ruslari
harekete geçirmis ve sonunda Rusya Eflak ve Bogdan'i isgal
etmisti.
Bu savas sürerken Nizâm-i Cedit'in Rumeli''ye de
kaydirilmasindan
memnun olmayan isyancilar Sehzade Mustafa'nin tahrik ve
tesvikiyle
birleserek Ikinci Edirne Vak'asi denilen büyük bir ayaklanma

baslatmislardi (1806). Neticede Istanbul'da patlak veren Kabakçi
Mustafa
Isyani III. Selim'in sonunu hazirladi. Saraya giren isyancilar
III.
Selim'i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa'yi tahta geçirdiler
(29
Mayis 1807). Nizâm-i Cedid lagvedildi. Fakat III.Selim'e bagli olan
Ruscuk
bayraktari Mustafa, yenilik taraftarlariyla birleserek, karsi
darbede
bulundu. Amaci III. Selim'i yeniden tahta çikarmakti. IV.
Mustafa'nin,
sabik padisahi öldürttügünün ögrenilmesi üzerine, kardesi
II.Mahmut
basa geçirildi (28 Temmuz 1808).

Alemdar Mustafa Pasa sadareti
üslenerek, III. Selim'in baslattigi
islahatlari devam ettirmeye
çalisti. Nizâm-i Cedit'i, Sekbân-i Cedit adi
ile yeniden
canlandirdi. Ancak ulemayi ve yeniçerileri memnun edemeyen
Alemdar
Mustafa Pasa, 1809'da çikan bir isyanda öldü.

II.Mahmut ve
Islahat Hareketleri; II. Mahmut devri (1808-1839), hem
gerçeklestirilen
yenilik hareketleri ile hem de etnik ve siyasî
isyanlariyla Osmanli
Devleti'nin yol ayrimina girdigi bir dönemi ifade
eder. II.Mahmut,
öncelikle orduyu bastan asagi düzenlemek ile ise
basladi.
Yeniliklere karsi çikan Yeniçeri Ocagi bir nizamname ile
ortadan
kaldirildi. Vak'a-yi Hayriye olarak adlandirilan bu köklü
degisiklikle
(15-16 Haziran 1826), yeni bir ordu olusturuldu. Ancak
yeniçeriler
bu düzenlemeye boyun egmeyerek isyan ettiler. Sadrazam'in
sarayini
basan yeniçeriler sadrazamin ve islahatçilarin baslarini
istediler.
Ancak At Meydani'nda toplanan yeniçeriler dagitildi, ocaklari

bombalandi. Böylece Avrupa tarzinda yeni bir ordunun kurulmasi
yönündeki
en büyük engel ortadan kaldirilmis oluyordu. II. Mahmut
hükûmet
teskilâtinda da degisikliklere giderek kabine ve nezaret
(bakanlik)
usulünü benimsedi. 1836 yilinda Dahiliye ve Hariciye
Nazirliklari
kuruldu. Avrupa devletleri ile A.B.D ile ticarî anlasmalar
yapildi.
Iktisadî ve adlî sistemde degisikliklere gidildi. Avrupa
tarzinda
egitim veren rüstiyeler, Harbiye ve Tibbiye okullarinin
açilmasi vb.
gibi egitim alaninda da islahatlar gerçeklestirildi.

Fakat, kimi
seklî, kimi öze yönelik bu yenilikler devletin içinde
bulundugu
zorluklari asmasina yetmedigi gibi, Osmanli cografyasindaki
parçalanma
II.Mahmut döneminde daha da hissedilir hale geldi.

Sirp ve Yunan
Isyanlari; Fransiz Ihtilâli'nin getirdigi milliyetçi
fikirlerle
temellendirilen ancak, daha ziyade arkasinda Rusya ve diger
Avrupa
devletlerinin tesvik ve tahriki olan etnik ve mahallî isyanlar bu

dönemde alevlendi. III.Selim zamaninda isyan eden Sirplar, 1812 Bükres
Antlasmasi
ile bazi imtiyazlar almalarina ragmen, yeniden ayaklandilar.
Yeniçeri
Ocaginin kaldirildigi tarihlerde Sirplarla kismî bir anlasmaya
varildi.
Ancak 1830'da bir hatt-i serif ile Sirbistan'in Osmanli
hâkimiyetinde
bir prenslik olarak varligi kabul edildi. Rusya'nin XIX.
yüzyila
girerken Osmanliya karsi sürdürdügü savaslarin altinda
Balkanlari ve
özellikle Rumlari Osmanli Devleti'nden koparmak yatiyordu.
Nitekim
Odessa'da yeniden örgütlendirilen Etnik-i Eterya adli cemiyetin

baskanligina Yunan Isyani sirasinda Çar I.Alexsandre'in yaveri Prens
Ipsilanti
getirilmisti. Yapilan plana göre Yunanistan, Yanya ve Tuna
civarinda
isyanlar çikarilacakti. Ipsilanti 1821'de Romanya'ya geçerek
Ortodokslari
ayaklandirmaya çalisti fakat basarili olamadi. Çar,
Türklere
yenilerek Macaristan'a kaçacak olan Ipsilanti'yi desteklemekten

vazgeçti. Bu sirada Mora'da da Patras baspiskoposu isyan etmisti (25
Mart
1821). 1822'de Yunanlilar bagimsiz olduklarini ilân ettiler,
Mora'da
ve adalarda çok sayida Türk'ü katlettiler. Rusya ve Avrupa bu
isyani
gayriresmî yollardan desteklemekteydiler.

Girit ve Mora
valiliginin kendisine verilmesini II.Mahmut'a kabul
ettiren Mehmet
Ali Pasa bu isyani bastirmakla görevlendirildi. 1822'de
Girit'e,
1824-25'te Mora'ya girildi. Bu gelisme karsisinda Rusya, Fransa
ve
Ingiltere aralarinda anlasarak (1827), Yunanistan'in özerk bir
prenslik
olarak kabul edilmesi hususunda Osmanlilari sikistirmak
istediler.
Türkler bu olayi iç islerine müdahale olarak kabul edip,
teklifi
reddetti. Bunun üzerine Osmanli ve Misir donanmasi Navarin'de,
bir
kaza sonucu(!), yok edildi. Üç ülkeyle iliskiler kesildi ve 1828'de
Rusya,
müttefiklerinin destegiyle Osmanli Devleti'ne savas ilân etti.
Rus
ordusu doguda Erzurum'u ele geçirdi. Batida ise Edirne isgal edildi.
Padisah, Prusya, Fransa ve Ingiltere elçilerini araya sokarak, Londra
Protokolünü
kabul edecegini bildirdi. Böylece Edirne Antlasmasi(1829) ve

ardindan Londra Konferansi (1830) imzalandi. Antlasma ile Prut iki ülke
arasinda sinir oluyor, Eflâk, Bogdan ile Sirbistan'in özerkligi kabul
ediliyordu.
Girit'in Osmanlilarda kalmasi sartiyla Yunanistan'in
bagimsizligi
da tasdik ediliyordu.


Mehmet Ali Pasa Isyani ve Misir
Meselesi; Mora'nin elden çikmasiyla,
oglu Ibrahim'in Mora valisi
olma ümidini kaybeden Misir Valisi M.Ali
Pasa, II.Mahmut'tan,
yardimlarina karsilik, Suriye'nin idaresini istedi.
Bu istegin
reddedilmesi üzerine M.Ali Pasa harekete geçti ve Filistin
ile
Suriye'ye girdi (1831). Akka ve Sam, oglu Ibrahim tarafindan ele
geçirildi.
Ibrahim Pasa, kisa zamanda Anadolu'ya kadar ilerledi.

Konya
yakinlarindaki savasta Osmanli ordusunu yenilgiye ugratti. Her
birinin
ayri hesabi oldugu büyük devletler, telâslanarak araya girmek
istediler.
Fransa ve Ingiltere'nin anlasamamasi üzerine, Rusya durumdan
faydalandi.
Zor durumdaki II.Mahmut, Rus ordusunun ve donanmasinin
Istanbul
yakinlarina gelmesine müsaade etti. Rusya'nin kârli çikmasindan

endiselenen Fransa ve Ingiltere, II.Mahmut ile anlasma yapmasi için
M.Ali
Pasa'ya baski yaptilar. Neticede Kütahya Antlasmasi imzalandi
(1833).
Bu anlasmayla, Mehmet Ali Pasa, Misir ve Girit'ten baska Sam ve
oglu
Ibrahim de, Cidde valiligi yani sira Adana'yi uhdelerine
alacaklardi.
Rusya, yardimlarina karsilik II.Mahmut ile Hünkar Iskelesi
Antlasmasi
diye bilinen bir anlasma yaparak, Istanbul'daki durumunu
kuvvetlendirmeyi
basardi (1833). Anlasmaya göre Osmanli Devleti'nin
toprak
bütünlügünün garantisi ve gereginde Osmanlinin yardimina
kosulmasi
karsiliginda Rusya, Bogazlarin bütün yabanci savas gemilerine
kapatilmasini
kabul ettiriyordu. II.Mahmut, Kütahya anlasmasindan memnun
degildi.
Bu sebeple M.Ali Pasa'ya karsi yeniden harekete geçti. Fakat
Osmanli
ordusu Nizip'te bir kez daha yenildi (1839). Üstelik Kaptan
Pasa,
Osmanli donanmasini Misir'a teslim etmisti. Bu arada II. Mahmut
ölmüs
ve yerine I.Abdulmecit geçmisti (1839-1861). Misir Meselesi'nin
Çözümü
ve Bogazlar Meselesi; Rusya'nin Hünkar Iskelesi Antlasmasina
dayanarak
duruma tek basina müdahale etmesini uygun bulmayan Ingiltere
ve
Fransa yeniden devreye girdiler. Avusturya ve Prusya'nin da
katilmasiyla
Londra'da bir konferans toplandi (1840).

Toplantida Mehmet Ali
Pasa'nin veraset yoluyla Misir valiligine sahip
olmasi karsiliginda,
Suriye'den ve elinde tuttugu Osmanli donanmasindan
vazgeçmesi
istendi. Konferans kararlarini M.Ali Pasa'nin tanimamasi
üzerine
Ingiltere Suriye limanlarini donanmasi ile topa tuttu. Nihayet
M.Ali
Pasa durumu kabul etti. I.Abdulmecit de iki ferman yayimlayarak
onun
valiligini onayladi. Ardindan Ingiltere kendileri aleyhine olan
Hünkar
Iskelesi Antlasmasi'nin yürürlükten kaldirilmasini öngören
uluslararasi
bir konferansa ev sahipligi yapti. Londra Antlasmasi ile
(Temmuz
1841), Istanbul ve Çanakkale bogazlari'nin baris zamaninda savas

gemilerine kapali tutulmasinin kararlastirildigi bir Bogazlar
Sözlesmesi
imzalandi. Böylece Ingiltere, Rusya'nin elinden inisiyatifi
almis
oluyordu.


Daha önceleri gerçeklestirilmeye çalisilan Islahat
Hareketleri, Osmanli
Devleti'nin kendi iradesiyle uygulamaya
çalistigi, içte ve distaki
basarisizliklarini önlemeye yönelik
yenilikleri ifade etmekteydi. Ancak
Avrupa ve Rusya'nin mütemadiyen
iç islerine müdahale etmesi, Osmanli
Devleti'ni, kendi inisiyatifi
disinda, yeni tedbirler almaya
zorlamaktaydi. Özellikle gayrimüslim
unsurlari bahane eden devletlerin
müdahalelerine firsat vermemek
için idarî ve hukukî düzenlemelere
gidilmesi düsünülmekteydi.
Hariciye Naziri Mustafa Resit Pasa'nin
hazirladigi düzenlemeler,
I.Abdülmecit tarafindan tasdik edilmisti. 3
Kasim 1839'da
I.Abdülmecit "Gülhane Hatt-i Hümayunu"nu ilan ettirdi.

Bu
fermanda, dini ve irki ne olursa olsun Osmanli tebaasindan olan
herkesin
esit olmasi, herkesin yasalara göre yargilanmasi, varligi
ölçüsünde
vergilendirilmesi ve askerlik süresinin 4-5 yili geçmemesi
gibi
hükümler yer aliyordu. Ayrica Osmanli Devleti bu dönemde Avrupa
tarzina
öykünen idarî düzenlemelerde de bulundu. Bu sekilde Avrupa
devletlerinin
en azindan bazilarinin, Osmanli Devleti'nin toprak
bütünlügüne
saygisinin kazanilmasi hedeflenmekteydi. Fakat gelisen
siyasî
olaylar, bunun o kadar kolay olmayacagini gösterecektir.

Sark
Meselesi ve Kirim Savasi; Tanzimat döneminde nispeten saglanan
baris
ortami, Rusya'nin müdahalesiyle tekrar bozulmaya basladi.
Balkanlarda
panislavist bir politika izleyen Rusya, ayni zamanda "Kutsal
yerler
sorunu"nu ortaya atarak, dogrudan dogruya Osmanli Devletinin
varligini
hedef almaktaydi. Avrupalilar tarafindan "Sark Meselesi",
önceleri
Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün saglanmasi seklinde
düsünülürken,
daha sonra bu topraklarin paylasimi sorunu hâline
dönüstürüldü.
Çünkü Osmanli Devleti artik bir "hasta adam" idi. Ancak
R.Mantran'in
da ifade ettigi gibi, hasta, kendisini iyilestirmeyi
amaçlamayan
doktorlarin insafina kalmisti. Onlar, Avrupa'nin hasta
adaminin
mirasini paylasma telâsindaydi.

Küçük Kaynarca antlasmasi'ndan
sonra Osmanli topraklarindaki
Ortodokslar'in haklarini koruma rolünü
üstlenen Rusya, Kudüs merkezli
"kutsal yerler"in korunmasi ve
idaresi hususunu da gündeme getirdi.
Fransizlarla imzalanan
kapitülâsyonlarda, Lâtin din adamlarina Kudüs
Kilisesi üzerinde bazi
haklar taninmisti.

1808'den itibaren Rusya'nin baskilari
neticesinde onlarin yerini
Ortodoks papazlar almaya basladi.
Fransa'nin ve Rusya'nin 1850-51'de
Bab-i Ali'ye bu durum hakkinda
yaptiklari müracaatlar, kurulan
komisyonlarda degerlendirildi ve
bazi kararlar alindiysa da hiçbirini
memnun edemedi. Bunun üzerine
Çar I.Nikola, Ingiltere'ye Osmanli
Devleti'ni aralarinda paylasmayi
teklif etti ve Ingilizlerin
sessizligini korumasi üzerine de
askerlerini Baserebya ve Lehistan'a
çikartti. Rus elçisi Mençikof'un
asiri tavizler içeren teklifini
reddeden I.Abdülmecit, Ingilizlere
yakin olan Mustafa Resit Pasa'yi
sadrazamliga getirdi. Ruslar 26
Haziran 1853'te, Prut'u geçerek, Eflâk
ve Bogdan'i istilâ ettiler.
Osmanli Devleti, Fransa ve Ingiltere ile
ittifak anlasmasi imzaladi.
Bu ittifaka Avusturya ve Italyan birligini
kurmaya çalisan
Piyemento hükûmeti de katildi. Ittifak donanmasi
Çanakkale'de
mevzilenmisti. Durumdan endiselenen Rusya, askerlerini geri
çekmeye
basladi. Müttefikler, Rusya'nin Karadeniz'deki gücünü ortadan
kaldirmak
için, Kirim'a yöneldiler. Ruslarin en büyük üssü olan
Sivastopol,
bir yil süren bir kusatmanin ardindan ele geçirildi (1855).
Bu
sirada tahta oturan II.Alexandre, baris yapmayi kabul etti.
Müttefiklerin
yani sira Prusya'nin da katildigi Paris Antlasmasi ile (30
Mart
1856), taraflar isgal ettikleri bölgelerden çekilecek,
Osmanlilarin
toprak bütünlügü ve Bogazlarin statüsü, Avrupa'nin
"kefilligi"
altinda korunacakti. Osmanlilarin Avrupa Konseyi'ne dahil
edilmesi
karsiliginda ise, sultan yeni bir islahat fermani irat
edecekti. Bu
madde ve Karadeniz'in tarafsizliginin kabulü, savasin
galibi
durumundaki Osmanlilardin aleyhine idi. Nitekim, Eflâk ve
Bogdan'in
birlesmesi ve Sirbistan'a yönelik yeni haklar da Paris
Antlasmasiyla
tescil edilmisti.



Henüz Kirim Savasi sürerken, Viyana'da
bir araya gelen Ingiltere, Fransa
ve Avusturya, Hristiyanlarla
Müslümanlar arasindaki farkliliklarin her
alanda ortadan
kaldirilmasini öngören bir fermani sultanin
yayimlamasini, baris
için ön sart kosmuslardi. Paris Antlasmasi müzakere
edilirken,
müttefiklerin bu istekleri I.Abdülmecit tarafindan yerine
getirildi
ve Islahat Fermani ilân edildi (18 Subat 1856). Tanzimat'la
kabul
edilen hususlarin esas alindigi bu fermanla, Müslümanlarla
Hristiyanlar
arasinda esitlik saglandigi Avrupa'ya garanti edilmis
oluyordu.
Ayrica iç hukuk alaninda ve ticaret hukukunda da yenilikler
getiriliyor,
Ceza ve medenî hukukun bir bölümü, dinî esaslardan
arindiriliyordu.
Aslinda Tanzimat süreciyle baslayan bu degisiklikler,
idari
yapilanmada da kendisini hissettirmistir. 1868'de Sura-yi Devlet
ve
Divan-i Ahkam-i Adliye kurularak buralarda hem Hristiyanlar hem de
Müslümanlar
görevlendirilmistir. Islahat Fermani ile getirilen
düzenlemelerin
uygulanmasi daha çok I.Abdülaziz'in tahta çikmasi
(1861-1876) ile
gerçeklesebilmistir.

Paris Antlasmasina imza koyan devletler,
anlasma maddesinde de yer
aldigi için Islahat Fermani'ni, Osmanli
Devleti'ne müdahale etmede bir
koz olarak kullanmislardir. Nitekim
Fransa, Dürzilerin Katolik
Marunilere saldirmasini bahane ederek
Lübnan'a asker çikarmis ve 1871'e
kadar orada kalmistir. Karadag'da
çikan bir anlasmazlik yine büyük
devletlerin araciligi ile
halledilmistir (1862). Güçlü devletler
tarafindan tesvik ve tahrik
edilen Balkanlardaki Hristiyan topluluklari,
çikardiklari isyanlar
bastirilsa dahi, Osmanli Devleti'nden yeni haklar
elde etmeyi
basaracaklardir. Örnegin Sirplar ve Bulgarlar yeni haklar
elde
etmis, Eflâk ve Bogdan'in Romanya adi altinda birlesmeleri kabul
edilmistir.
Muhtariyet haklari genisletilen Misir'da, Ingiliz-Fransiz
nüfuz
mücadelesi kizismis, III. Napolyon'un tesebbüsü üzerine, Abdülaziz

istemedigi hâlde Süveys Kanali projesini kabul etmek zorunda kalmis ve
kanal
1869'da büyük bir törenle açilmistir.


Avrupa devletleri ve
özellikle Rusya'nin kiskirttigi topluluklar,
bagimsizliklarini ilân
etmek için harekete geçmekteydiler. 1866'da Girit
Isyani çikti.
Yunanistan'a baglanmak amaciyla baslayan isyan
bastirilmasina
ragmen, Avrupa devletleri araya girerek sultanin Girit'e
yeni bir
statü vermesini sagladilar (1868). Rusya tarafindan olusturulan

komitalar vasitasiyla Bulgarlar ayaklandirildi. Onlara da genis haklar
verildi
(1870). Fakat bununla yetinmeyen Bulgarlar, Bosna ve Hersek'teki

karisikliklarin ardindan yeniden ayaklandilar (1875-76).

Bulgar
isyani sert biçimde bastirildi. Fakat bu sirada Genç Osmanlilar,
Abdülaziz'e
baslattiklari muhalefeti, mücadeleye dönüstürdüler. Nihayet
Mithat
Pasa'nin öncülügündeki yenilikçi idareciler Abdülaziz'i tahttan
indirerek
yegeni V.Murat'i basa geçirdiler(30 Mayis 1876). Ancak
hastaligi
sebebiyle üç ay sonra o da tahttan indirilerek, Kanun-i
Esasi'yi
ilân edecegini beyan eden kardesi II.Abdülhamit Osmanli tahtina

çikarildi.

Bu arada Rusya'nin Osmanli Devleti'ne baski kurmasini
kendi menfaatine
aykiri gören Ingiltere, Balkanlardaki bunalimi
görüsmesi için
Istanbul'da uluslar arasi bir konferans toplanmasini
saglamisti.
Istanbul Konferans çalismalarini sürdürürken
II.Abdülhamit Mesrutiyet'i
ilân etti (23 Aralik 1876). Kurulacak
Meclis-i Mebusan'da bütün
topluluklar temsil edilebilecekti.
Parlâmenter monarsi, Istanbul
Konferansi'nin toplanis sebebini
tamamen ortadan kaldirmasina ragmen,
konferansa katilan devletler,
Balkan topluluklarinin bagimsizliklarini
istediklerinden bir sonuca
varilamadi. Osmanli Devleti'nin çagrilmadigi
Londra'da toplanan bir
baska konferansta, büyük devletler isteklerini
tekrarladilar. Rusya,
Osmanli Devleti'ne alinan kararlari kabul ettirmek
için savas ilân
etti.(Nisan 1877). Tarihimizde "93 Harbi" diye bilinen
1877-1878
Osmanli Rus Harbi, askerî ve siyasî bakimdan önemli sonuçlar
dogurmustur.

Kanun-i
Esasi'nin kabulü ile açilan Genel Meclis, padisah tarafindan
seçilen
Ayan Meclisi ve halk tarafindan seçilen Mebusan Meclisi'nden
ibaretti.
Londra Konferansi'ndan önce çalismaya baslayan bu meclis,
hükûmet
tarafindan sunulan teklif ve kanun tasarilarin karara baglayarak
ilk
dönem çalismalarini tamamlamisti. Ancak 93 Harbi'nin sürdügü
sikintili
zamanlarda meclisteki azinlik mebuslari çalismalari sekteye
ugrattigi
gibi, bunalimin artmasini da sagliyorlardi. Nitekim Gazi Osman

Pasa'nin büyük bir kahramanlik göstererek 5 ay savundugu Plevne'yi asan
Ruslar, Yesilköy'e kadar ilerlemislerdi. Dogu'da ise ancak Erzurum
önlerinde
durdurulmuslardi. Meclis savasin gidisatindan hükûmeti ve
padisahi
sorumlu tutarak, siyasî tansiyonu yükseltmekteydi. II.
Abdülhamit,
devletin ileri gelenleri ve bazi mebuslarla yaptigi
toplantidan bir
sonuç alamayinca, Kanun-i Esasi'nin kendisine verdigi
yetkiyi
kullanarak, etnik yapisinin karisikligi sebebiyle çalismalari
aksayan
meclisi kapatti (14 Subat 1878). Bu I.Mesrutiyet'in sonu
demekti.

Berlin
Kongresi ve Balkanlardaki Gelismeler; Istanbul önlerine kadar
gelmis
olan Rusya ile Yesilköy (Ayastefanos) Antlasmasi imzalandi (3
Mart
1878). Bu anlasmayla, sözde Osmanli'ya bagli Dobruca, Dogu
Makedonya
ve Trakya'yi içine alan Büyük Bulgaristan Prensligi kuruluyor;

Romanya, Sirbistan ve Karadag bagimsizliklarina kavusuyordu. Ancak,
Rusya'nin
genislemesinden rahatsizlik duyan Avrupa devletlerinin araya
girmesiyle
bu anlasma hükümleri yürürlüge giremedi.

Ingiltere donanmasini
harekete geçirdi. Osmanli Devleti ile yaptigi bir
anlasmayla
Kibris'a yerlesti ( 4 Haziran 1878). Araya giren Bismark,
ülkesinde
bir konferansa ev sahipligi yaparak hem muhtemel bir savasi
önlemek
hem de Almanya'nin menfaatlerini korumak istiyordu. Nitekim
Osmanli
Devleti, Ingiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, Italya ve
Rusya'nin
da katildigi Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878'de imzalanan bir
anlasmayla
son buldu. Bu anlasma, artik Rusya'nin yani sira, diger
devletlerin
de parçalamaya çalistiklari Osmanli'dan, kendi paylarini
alma
anlasmasiydi. Berlin ve Ayestafanos antlasmalarinda öngörüldügü
gibi,
Sirbistan, Karadag ve Romanya'nin bagimsizligi onaylandi.
Bulgaristan
üç bölüme ayrildi. Bulgaristan Prensligi haricinde müstakil
bir
Dogu Rumeli eyaleti olusturuldu. Girit'in statüsüne benzer bir
statüyle
Makedonya, Osmanli Devleti'nin elinde kaldi. Yunanistan Tesalya
ve
Epir'in bir bölümünü aldi. Bosna-Hersek, Avusturya tarafindan isgal
edildi.
Rusya, Kars, Ardahan ve Batum'a sahip oldu. Berlin Kongresi,
büyük
devletlerin Osmanli Devleti'ni paylasma ve ortadan kaldirma
arzularinin
bir neticesi idi. Balkanlarda büyük devletlerin
inisiyatifiyle
ortaya çikan küçük devletçikler, bölgede o dönemden
günümüze kadar
ulasan siyasî ve etnik çatismalarin piyonlari olmaktan
öteye
gidemediler. Nitekim Avusturya'nin ve Rusya'nin Balkanlarda
nüfuzlarini
artirmalari, Balkan Savaslari ve I.Dünya Savasi'nin
çikmasina yol
açacaktir.

Berlin Kongresi'nin sonuçlari kisa zamanda ortaya
çikmaya baslamisti.

Balkanlardan bir pay alamayan Fransa, önceden
nüfuz sahasina dahil
ettigi Cezayir ile Tunus arasindaki sinir
problemini bahane ederek,
Tunus'u isgal etti (1881). Fransa ile
Ingiltere arasinda çekismeye sahne
olan Misir'da, Hidiv Ismail
Pasa'ya karsi baslatilan bir askerî
ayaklanma ile ortaya çikan durum
Istanbul'da görüsülürken, Ingilizler
Iskenderiye'yi topa tuttu.
Osmanlilarin karsi çikmalarina ragmen
Ingilizler Misir'i ele
geçirdiler(1882). Bulgaristan Prensligi, Dogu
Rumeli'de çikan isyani
degerlendirerek (1885), bölgeyi kontrolü altina
aldi. Osmanli
Devleti Rusya'nin baskisi sonunda, Kircaali ve Rodop
disindaki Dogu
Rumeli Valiligi'nin Bulgar Prensligi'nin idaresine
geçmesini kabul
etmek zorunda kaldi (1886). Ikinci Mesrutiyet'in ilâni
sirasinda ise
Bulgarlar bagimsizliklarini ilân ettiler (1908). Bulgar,
Yunan ve
Arnavutlarin hak iddia ettigi Makedonya'da çikan olaylar
Osmanli
kuvvetleri tarafindan bastirildi. Fakat, Rusya ve Avusturya
devreye
girerek Osmanli hâkimiyetindeki Makedonya'da, ülkelerinden iki
gözlemcinin
görev yapmasini sagladilar (1893). Megalo Idea adini verdigi

Bizans'i diriltme çabasindaki küçük Yunanistan, 1896'da çikan isyani
bahane
ederek Girit'i ilhaka yeltendi (1896). Osmanlilar Dömeke Meydan
Savasi
ile Yunanlilari büyük bir bozguna ugrattilar (1897). Fakat Rusya
ve
Avrupa devletlerinin müdahalesi ile Istanbul'da toplanan bir
konferans
ile Girit'te valiligine Yunan kralinin oglunun getirildigi
özerk
bir yönetim kurulmasi, adanin fiilen Yunanistan'a birakilmasi
anlamina
geliyordu.

93 Harbi'nden sonra sun'i bir Ermeni Meselesi ortaya
çikarilmisti.
Osmanli Devleti'ne bagliliklari sebebiyle "millet-i
sadika" olarak
adlandirilan Ermeniler, önceleri Dogu Anadolu'yu ele
geçirmek isteyen
Rusya ve ardindan Ingiltere tarafindan kullanilmaya
basladilar. Hinçak
ve Tasnak tedhis örgütlerini kurarak, Istanbul
ve tasrada terör yaratan
bazi Ermeniler özellikle Ingilizler
tarafindan destekleniyorlardi.
Dogu'da hiçbir zaman çogunluk
olamayan Ermenilere kurdurulacak bir
devlet ile Rusya Akdeniz ve
Orta Dogu'ya sizabilecekti. Ingiliz
himayesindeki bir Ermeni devleti
ise aksine bunu önleyebilirdi. Her iki
tarafinda kullandigi
Ermeniler 1889'dan itibaren tedhise basladilar.
Van, Erzurum ve
Bitlis'te çikan olaylar bastirildi. Ardindan baskentte
Osmanli
Bankasi'na kanli bir baskin yaparak bankayi isgal ettiler.
II.Abdülhamit'e
yönelik bir suikast tesebbüsünde bulundular. I.Dünya
Savasi ve
Istiklal Harbi yillarinda da Ermeniler devlet aleyhine
faaliyetlerini
devam ettirmislerdir.


I.Mesrutiyet'in kaldirilmasindan sonra
II.Abdülhamit içte ve dista
meydana gelen olumsuz gelismelerin de
etkisiyle, kati bir yönetim
sergilemeye baslamisti. Mesrutiyet
taraftarlari da buna karsilik
muhalefetlerinin dozunu artirmislardi.
Osmanlilik fikrinin temsilcisi
olan Sadrazam Midhat Pasa 1881'de
ölüm cezasina çarptirilmis, sonra
affedilerek, Arabistan'a sürgüne
gönderilmis ve 1883'te öldürülmüstü.

Ali Suavi, Ziya Pasa ve
Namik Kemal gibi kisiler de sultan tarafindan
bertaraf edilmislerdi.
Ancak devletin içinde bulundugu güç durum onlarin
baslattigi
muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin hazirlamaktaydi.
Balkanlardaki
çalkantilarin yani sira Osmanli Devleti iktisadî açidan da
çok zor
durumda idi. Devlet iç ve dis borçlarini kapatabilmek için
batililarin
elindeki Osmanli Bankasi ile malî bir anlasma imzalamak
zorunda
kalmisti (1879 ve 1881). Buna göre banka mali yardimlari
karsiliginda,
devletin bazi gelirlerini devraliyordu. Ingiliz ve
Fransizlarin
kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-i Umumîye Idaresi
Osmanli
ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir.

Genç Türkler veya
Jön Türkler adi verilen ve yurt disinda ve içinde
faaliyet gösteren
Mesrutiyet taraftarlari, Istanbul'da Ittihad-i Osmani
dernegini
kurmuslar ve bu dernek 1894/95'te Ittihat ve Terakki Cemiyeti
adini
almisti. Selanik'te Enver ve Niyazi Pasalar gibi subaylarin da
katilmasiyla
güçlenen Ittihatçilar, Osmanli devletini ancak Kanun-i
Esasî'nin
yeniden kabulünün kurtarabilecegini düsünüyorlardi. Kolagasi
Niyazi
Bey ve ona katilan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek daga
çikmalari
ve Rumeli'de halk tarafindan büyük bir destek bulmalari
üzerine
II.Abdülhamit anayasayi yürürlüge koyarak II.Mesrutiyet'i ilân
etti
((23 Temmuz 1908).

17 Aralik 1908'de meclis yeniden açildi.
Yapilan seçimlerde Ittihat ve
Terakki Firkasi büyük bir basari
saglamisti. Ancak bu gelismeler
esnasinda Bulgaristan bagimsizligini
elde etmis ve Girit meclisi
Yunanistan'a ilhak karari almisti.

Isgal
altindaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafindan fiilen ilhak
edilmisti
(5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan
Ittihatçilar,
olumsuz gelismelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir
idare
olusturmaya baslamislardi. Bundan faydalanmak isteyen Mesrutiyet
aleyhtarlari,
bazi Avrupa devletlerinin de kiskirtmasiyla isyan ettiler.

Istanbul'daki Avci Taburlari'nin 13 Nisan 1909'da baslattiklari isyan
sirasinda
pek çok Ittihatçi öldürüldü. II.Abdülhamit olaylari
önleyemedi.
Bunun üzerine Mahmut Sevket Pasa komutasindaki ordu
Selanik'ten yola
çikti. Harekat Ordusu adi verilen bu ordunun kurmay
baskani Mustafa
Kemal idi. Harekat Ordusu, kisa sürede duruma hâkim
olarak isyani
bastirdi. Isyandan sorumlu tutulan II.Abdülhamit,
seyhülislâmdan
alinan fetva ile meclis tarafindan tahttan indirildi (27
Nisan 1909)
ve kardesi V. Mehmet Resat yerine getirildi. V.Mehmed
(1909-1918)
devlet idaresinde inisiyatifi Ittihatçi hükûmete birakmisti.
Yeni
iktidar zamaninda da felâketler birbirini takip etti. Osmanli
Devleti
hizla dagilma devrine girmekteydi.


Osmanlilarin iç isleri ve
Balkanlardaki gelismelerle ugrasmasini firsat
bilen Italyanlar,
Avusturya'nin Bosna-Hersek'i ilhak etmesi (1908),
Arnavutlarin
isyani (1910) gibi olaylardan da cesaretlenerek, pastadan
pay
alabilmek için Trablusgarp'a asker çikardi. (Eylül 1911). Italyan
donanmasi
denizden, Ingilizler ise Misir'i ellerinde bulundurdugundan
karadan,
Osmanlilarin bölgeye asker göndermesini imkânsiz hâle
getirmisti.
Bu sebeple Osmanli hükûmeti gizlice Türk subaylarini bölgeye

göndererek mahallî bir direnisi örgütleme yolunu seçmisti. Derne ve
Tobruk'da
Mustafa Kemal, Bingazi'de ise Enver Pasa Italyanlara karsi
büyük
basarilar kazandi. Savasi kazanamayacagini anlayan Italya,
Osmanlilari
barisa zorlamak için Oniki Ada'yi isgal etti. Ancak bundan
ziyade
Balkanlarda baslayan savas Osmanlilarin barisi imzalamaya
zorladi.
Usi Antlasmasi ile Italyanlar isgal ettikleri yerleri muhafaza
ettiler
(1912)


Türk-Italyan Savasi'nin basladigi sirada Balkan
devletleri aralarindaki
anlasmazliklari bir tarafa birakarak,
Osmanli Devleti'ne karsi bir
ittifak olusturdular. Rusya'nin
mimarliginda gerçeklesen Bulgar-Sirp
ittifakina daha sonra
Yunanistan ve Karadag da katildi (1912). Karadag
ile baslayan savasa
18 Ekimde diger Balkan devletleri de istirak etti.
Bu sirada
Osmanli askerleri, subaylarin bir kisminin politik
çekismelerle
mesgul olmasindan dolayi daginik bir hâldeydi. Bunun
sonucunda
Balkan devletleri, Osmanlilar karsisinda kendilerinin de
beklemedigi
bir zafer kazandilar. Yunanlilar Ege adalarini ele
geçirdiler.
Sirplar Kumanova'da üstünlük sagladilar. Sirplarin denize
çikmalarini
önlemek için Avusturya'nin destegi ile Arnavutluk
bagimsizligini
ilan etti (28 Kasim 1912).

Bulgarlar ise Edirne'yi ele geçirerek
Çatalca'ya kadar ilerlediler. (19
Kasim 1912). 16 Aralikta Londra'da
baslayan görüsmeler bir ara
iktidardan düsen Ittihatçilarin yeniden
is basina gelmesi üzerine
kesilmisti. Nihayet Mayis ayinda Londra
Antlasmasi imzalanarak I.Balkan
Savasi sona erdi. Gelibolu
Yarimadasi hariç Trakya, Bulgaristan'a
verildi. Makedonya'nin büyük
bir kismi Yunanistan ve Sirbistan arasinda
paylasildi. Özellikle
Makedonya'nin paylasimi Bulgarlari rahatsiz
etmekteydi. Sirbistan ve
Yunanistan, Bulgarlara karsi ittifak olusturdu.
Bu ittifaka Romanya
da katildi. Bulgaristan ile bu ittifak savasa
girince, durumdan
faydalanmak isteyen Osmanli Devleti de Bulgar
isgalindeki topraklari
geri almak için harekete geçti. Kirklareli ve
Edirne kurtarildi.
II.Balkan Savasi, taraflarin imzaladigi Bükres
Antlasmasi ile sona
erdi (1913). Bulgaristan ile imzalanan Istanbul
Antlasmasi ile,
Meriç nehri iki ülke arasinda sinir oldu.
Bulgaristan'daki Türklerin
haklari belirlendi (29 Eylül 1913).
Yunanistan ile imzalanan Atina
Antlasmasi ile ise Girit'in Yunanistan'a
birakilmasi kabul edildi
(14 Kasim 1913). Büyük devletler bu
anlasmalardan sonra Çanakkale
Bogazi yakinlarindaki Bozcaada ve Imroz'u
Osmanlilara geri verdiler.
Balkan Savaslari, Balkanlardaki Türk
varliginin büyük bir kiyima
ugramasina sebep olmustur. Yüz binlerce Türk
savaslar sirasinda ve
sonrasinda aç ve yokluk içinde buradan göç etmek
zorunda kalmistir.


Yıkılış Dönemi


Sadrazam
Mahmut Sevket Pasa'nin öldürülmesi ile (21 Haziran 1913),
Ittihat
ve Terakki Firkasi, hükûmetin idaresini tamamen ellerine
geçirmisti.
Enver, Talat ve Cemal Pasalar, Osmanli Devleti'nin iç ve dis

politikasini belirlemede en etkili nazirlardi. Balkan savaslarindan
sonra,
ordu ve donanmayi güçlendirmek isteyen hükûmet, Avrupa
devletlerinden
mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi. Osmanli
Devleti, dis
siyasetini de, dengeleri gözeterek yeniden belirlemek
ihtiyacini
hissetmekteydi. Emperyalist devletler, nüfuz alanlarini
korumak veya
genisletmek maksadiyla siyasî, askeriî ve iktisadî açidan
ittifaklar
olusturmaktaydi. Ingiltere ve Fransa'ya nazaran sömürgecilige
geç
baslayan Almanya, Afrika, Avrupa ve Orta Dogu'da nüfuz sahasini
genisletmek
istiyor ve Osmanli Devleti'ne bu maksatla yakin durmayi
yegliyordu .
Avusturya-Macaristan Imparatorlugu da, Balkanlarda
Panislâvizmi
gerçeklestirmeye çalisan Rusya'ya karsi Almanlarla is
birligi
içindeydi. Ingiltere ve Fransa tarafindan pay edilmis Kuzey
Afrika'da
gözü olan Italya da bu ittifaka yakindi. Dolayisiyla Almanya
önderligindeki
Üçlü Ittifak'in (Almanya, Avusturya-Macaristan ve Italya)
dogal
rakibi, Ingiltere'nin öncülügündeki Fransa ve Rusya'dan olusan
Üçlü
Itilâf (Anlasma) devletleri idi. Avusturya-Macaristan Veliahti
Ferdinand'in,
Sirbistan ziyareti esnasinda bir Sirp tarafindan
öldürülmesi (28
Haziran 1914), bu iki cepheyi sicak savasa sokmaya
yetti.

Daha
sonra Romanya, Japonya ve ABD Itilaf Devletleri, Bulgaristan ve
Osmanli
Devleti ise Ittifak devletleri safinda bu savasa girdiler.

Osmanli
Devleti savastan önce Ingiltere ve Fransa'ya yakin bir politika
izlemek
istedi. Ancak hem hükûmet ve halk içerisindeki tepkiler hem de
Itilaf
Devletleri'nin buna sicak bakmamasi, Osmanlilari Almanya'ya
yanastirmaktaydi.
Özellikle Enver ve Talat Pasalar, Osmanli Devleti'nin
yeniden
silkinmesi ve kaybettikleri topraklari kazanabilmesi için
Almanya'nin
yaninda yer almayi uygun buluyorlardi. Hükûmet baslangiçta
tarafsiz
kalmayi tercih etmisti. Almanlarin II.Abdülhamit devrinden
itibaren
Osmanli Devleti'nin yenilesme çabalarina katkida bulunmasi ve
bu
maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanlarin varligi, Itilaf
Devletleri'nin,
Osmanli Devleti'nin tarafsiz kalamayacagi süphesini
artiriyordu. Bu
tutum, dolayisiyla Almanya yanlilarinin tezini
kuvvetlendirmekteydi.
Enver ve Talat Pasa'nin öncülük ettigi bu grup,
Almanlarin yaninda
savasa girmekle, Kafkaslar, Balkanlar ve Ege'de
kaybedilen
topraklarin geri alinabilecegi ve Osmanli Devleti'ni nefes
alamaz
hâle getiren kapitülâsyonlar ve düyun-i umumîden
kurtulunabilecegini
öne sürmekteydiler. Nitekim Almanya'ya ait Goben ve
Breslav
zirhlilarinin Türk bayragi çekilerek, Rus limanlarini
bombalamasi,
Osmanli Devleti'nin Almanya safinda savasa girmesine vesile

olacaktir (1 Kasim 1914).

Osmanli Devleti I.Dünya Savasi'nda tam
yedi cephede mücadele etti;
Kafkasya, Kanal, Hicaz ve Yemen, Irak,
Suriye ve Filistin, Galiçya ve
Çanakkale. Bütün cephelerde Osmanli
askerleri büyük bir kahramanlik
örnegi gösterdiler. Ancak, yedi
cephede birden savasi sürdürmek, zor
sartlar içerisinde bulunan
Osmanli Devleti için çok güçtü. Enver
Pasa'nin kumanda ettigi Kafkas
Cephesi'nde Osmanlilar büyük zayiat
verdiler. Dogu Anadolu ve
Trabzon düstü. Kanal (Süveys) cephesinde ise
Cemal Pasa, Fransiz ve
Ingilizlere basariyla direndi. Hicaz ve
Yemen'deki Osmanli
birlikleri, destek görmemelerine ragmen, kutsal
yerleri korumak
ugruna, harbin sonuna kadar Serif Hüseyin ve Ingilizlere
karsi
koydular. Basra'ya çikan Ingilizler Kuttü'l-Amare'de büyük bir
bozguna
ugradilar. Komutanlari General Townshend esir edildi (29 Nisan
1916)
Ancak, 1918'de yeni birliklerle saldiran Ingilizler, ihanet eden
Arap
kabilelerinin de yardimiyla Basra'da oldugu gibi, Suriye'de de
saldirilarini
artirdilar. M.Kemal, Halep'te bir savunma hatti olusturdu.
Galiçya,
Makedonya ve Romanya'da Osmanli birlikleri, Avusturya ve
Bulgaristan'a
yardimci olmak için büyük bir özveriyle savastilar.
Türkler, en
büyük direnmeyi Çanakkale'de gösterdiler. Itilaf Devletleri
19 Subat
1915'den itibaren muazzam bir donanma ve yüz binlerce askerle
saldiriya
geçtiler. 18 Mart'ta Itilaf donanmasina ait pek çok gemi
batirildi.
Ardindan Gelibolu Yarimadasi'ndaki Settü'l-Bahir ve
Ariburnu'na
asker çikararak, karadan da saldiriya geçtiler. Anzak ve
Hint
birliklerinin de katildigi kara savaslari, tam bir ölüm kalim
savasi
oldu. M.Kemal'in de büyük bir askerî deha olarak ortaya çiktigi
bu
savunma karsisinda Itilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldi.

Bütün
dünyaya ögretilen "Çanakkale Geçilmez" sözü, 250 bin Türk
evlâdinin
sehit kaniyla yazilan bir büyük destan oldu. Itilaf
Devletlerinin
Çanakkale bozgunu, Rusya'nin yardim alma ümitlerini suya
düsürmüs ve
bunun neticesinde gerçeklesen Bolsevik Ihtilâli, Çarlik
Rusyasi'nin
sonu olmustur. Rusya'nin savastan çekilmesi üzerine 7 Aralik

1917'de imzalanan anlasmayla Dogu cephesinde Türk-Rus Savasi sona
ermistir.

Osmanli
Devleti, I.Dünya Savasi'nda yedi düvele karsi muhtesem bir
mücadele
sergilemistir. Ancak 29 Eylül 1918'de Bulgaristan'in teslim
olmasi
Osmanlilar ile Almanya arasindaki irtibatin kesilmesine yol
açmistir.
Müttefiklerinin savastan yenik ayrilmasiyla birlikte
Osmanlilar da
ateskes anlasmasini imzalamak durumunda kalmislardir.
Ittihat ve
Terakki Firkasi'nin hükûmetten çekilmesinin ardindan kurulan
Ahmet
Izzet Pasa baskanligindaki hükûmet, Bahriye Naziri Rauf Bey
baskanligindaki
bir heyeti Limni'nin Mondros limanina göndermis ve
Mondros Ateskes
Anlasmasi'nin imzalanmasiyla (30 Ekim 1918), Osmanlilar
resmen
savastan çekilmislerdir. Ateskes anlasmasiyla Itilaf Devletleri,
Osmanli
ülkesini isgal etme hakkini elde etmislerdir. Bu durum, Osmanli
Devleti'nin
fiilen paylasilmasi demekti.

Nitekim, Ingiliz, Fransiz, Italyan
birlikleri bu anlasmaya dayanarak
Anadolu'da isgallere baslamislar,
Asirlarca Osmanlinin hâkimiyetinde
yasayan Yunanlilar da,
agabeylerinin müsaadesiyle Izmir'e asker
çikarmislardir (15 Mayis
1919). Isgallere karsi Anadolu Türk'ünde büyük
bir infial yaratmis
ve 19 Mayis 1919'da Mustafa Kemal Pasa'nin Samsun'a
çikmasiyla,
düsmana karsi "Milli Mücadele" baslamistir. Itilaf
Devletlerinin
Sevr Anlasmasi'ni Istanbul hükûmetine imzalatmasi (10
Agustos 1920),
Milli Mücadele'nin güçlenmesinden endise eden düsmanlarin
bir an
önce Türk millî varligini ortadan kaldirmayi amaçlamalarindan
baska
bir sey degildi. Fakat bu anlasma hükümleri hiçbir zaman
uygulanamadi.
Ankara'da açilan Milli Meclis'in iradesi, Mustafa Kemal ve

arkadaslarinin büyük ve onurlu mücadelesi bu oyunlari bozdu. Istiklâl
Harbi'ni
kazanilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmus oldu. Yeni
Türk
devleti "Millî Hâkimiyet" ilkesinin tabii bir neticesi olarak 1
Kasim
1922'de saltanati kaldirdi. Dolayisiyla bu tarih 622 yil devam
eden
Osmanli Devleti'nin de resmen sonu oluyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://turkishpowerforum.hareketforum.biz
 
Osmanlı'nın Kuruluş Dönemi,Yükseliş Dönemi,Duraklama Dönemi,Gerileme Dönemi,Yıkılış Dönemi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Avrupalı Ressâmların Yapmış Oldukları Osmanlı Tablolar
» Bursa'daki Osmanlı Sarayı'na Ne oldu?
» ******'ün Hayatında 19 Sayısının Önemi
» rumeli
» tarihimizden ibretlik kıssaslar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Turkish Power :: Genel Kültür :: Kültür-
Buraya geçin: