Turkish Power
En kaliteli hizmeti almak için üye olunuz!

Turkish Power

TurkishPowerForumuna Hoşgeldiniz!Aradığınız ne varsa burda!
 
AnasayfaKapıGaleriKayıt OlGiriş yap
Forumumuza Hoşgeldiniz!İyi vakit geçirmeniz dileğiyle!
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Süper Mario
Cuma Nis. 09, 2010 3:13 pm tarafından LegendKiller

» Bugs Bunny
Salı Şub. 16, 2010 8:56 pm tarafından LegendKiller

» Ruhsar
Salı Şub. 16, 2010 8:55 pm tarafından LegendKiller

» Ebru Gündeş'in An An Beyin Kanaması
Salı Şub. 16, 2010 8:54 pm tarafından LegendKiller

» Eski Türk Sigaraları!
Salı Şub. 16, 2010 8:51 pm tarafından LegendKiller

» Kemal Sunal Filmleri
Salı Şub. 16, 2010 8:50 pm tarafından LegendKiller

» Power Rangers
Salı Şub. 16, 2010 8:48 pm tarafından LegendKiller

» Milli Mücadele Dönemi Ayaklanmaları!
C.tesi Şub. 13, 2010 3:30 pm tarafından LegendKiller

» Amerikan Ambargosu 1975-1978
C.tesi Şub. 13, 2010 3:29 pm tarafından LegendKiller

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Google Translate

Paylaş | 
 

 Diyet ve Dengeli Beslenme

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
LegendKiller
Administratör
Administratör


Hangi Takımlısınız? : Galatasaray
Mesaj Sayısı : 295
Kayıt tarihi : 28/01/10
Yaş : 38
Nerden : Rize/Ardeşen

MesajKonu: Diyet ve Dengeli Beslenme   Cuma Ocak 29, 2010 4:06 am

Akapunktur

AKUPUNKTUR NEDİR?


Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul
edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde
bulunduğuna inanılır. “Chi” adı verilen bu enerji insan vücudunda
“meridyen” denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu
kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak
dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.

İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu
gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara
“akupunktur noktaları” denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki
enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır.
Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla
hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil,
nedenine yönelik bir tedavi metodudur.

Hipokrat, canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç
hekimden bahseder. Paracelcus, “Hiçbir hayat sadece dış hekimin
çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.” der.

Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en
önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana
başlık altında toplayabiliriz:

Çeşitli hastalıkların tedavisi
Analjezi-anestezi
Alışkanlık tedavisi
Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi
akupunktur, Türkiye’de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders
olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak
değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın
kendisidir.


AKUPUNKTURUN FELSEFESİ


Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin
düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve
birbirleriyle ilişki içindedir.

Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini
gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer,
ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular
hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya
çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir
kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda
değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı’nda mental (zihinsel),
emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.

Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki
eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah
Yin’i, beyaz Yang’ı simgeler. Ancak, Yin’in içinde Yang, Yang’ın içinde
de Yin vardır. Yin ve Yang’ın dengelenmesi normalliğe, dengenin
bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı
içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması
için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı
tedavi eder.


AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ


Çin’de iğne ve ısı anlamına gelen “Chen-chin” ile adlandırılan bu tedavi
yöntemi, Batı’da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri
birleştirilerek, “akupunktur” olarak adlandırılmıştır.

Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde
gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi
konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur.
Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S. 317-581 yılları
arasında çizilmiştir. Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların
yazılması 1600’lü yıllara rastlar.

1972’de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile
Çin’e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli
doktorlar Amerikalı heyete “akupunktur anestezisi altında yapılan
cerrahi bir operasyon” izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun
Batı’da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada
yaygınlık kazanmıştır.

UYARI NOKTALARI VE UYGULAMA


Uyarı noktaları
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü
harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar
uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her
hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan
doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer,
iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde
sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok
hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve
kulaklardır.
İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde
yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler
iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden
lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne
ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ
ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan
kalkmış olur.

Lazerle akupunktur
Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş
hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi
zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta,
iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir.
Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle
akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların
tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.

Nasıl iğne?
Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok’ta ise bu
amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile
tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel
farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi
uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak
bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak
bir madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması,
gereken noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu bulmak
amacıyla, altını iğne haline getirirken içine bazı metaller konmuştur.
Altının pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir akupunktur
iğnesi olmasına rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir özellik
göstermektedir. Günümüzde ise, dünyada altın ya da gümüş iğne
kullanılmamaktadır. Elektriği altın kadar iyi ileten standart bir
çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni metal kullanılmaya
başlanmıştır.


AKUPUNKTURDA KULAĞIN ÖNEMİ


Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası
bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili
noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla
beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan
kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı
olmaktadır.


AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA


Şişmanlık
Şişmanlık Nedir?
Dünyada şişmanlık
Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız?
Vücut-Kitle indeksi nedir?
Akupunktur ve Zayıflama
Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır?

Şişmanlık (Obezite)
Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize
bir hastalıktır.

Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir
anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti
yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş
hastaların % 60’ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile,
hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya
çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu
bilinmektedir.

Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı
göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış
ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak
tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme
işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği
gözlenmiştir.

Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem
şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları,
yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir
basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.

Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla
ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam
şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon
gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.


Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25
olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde
olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.

Obezite sıklığının artmasının nedenleri:
- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında
geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin
artması.


Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu
yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için
kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya
da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji
miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak
ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında,
metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya
çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş
zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son
verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen
kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca
kilo artışı durur.

Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda
miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.
Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık
geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç
kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile
dünyada açlık çeken bölgeler vardır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren
mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir
metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki
diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir.
Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı
sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz
egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.


Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:

1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)

<19
zayıf

19-25
normal

25-30
fazla kilolu

30-40
şişman (obez)

>40
çok şişman (morbid obez)

2. Bel çevresi ölçümü: Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri
riskli görülmektedir.

Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi
sorunların en önemlileri şunlardır:
- Kalp-damar hastalıkları
- Tip II şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Safra taşları oluşumu
- Karaciğer yağlanması
- Uyku ve solunum problemleri
- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi
vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.


Akupunktur ve Zayıflama
Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo
verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile
mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında,
akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi
sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi
kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri
artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon
sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin
kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet
yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için,
her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık
sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da
zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar
ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo
verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni,
akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca
hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört
elle sarılmaktadır.


AKUPUNKTUR VE SİGARA BIRAKMA


Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
Sigarayı Neden Bırakalım?
Sigara neden zararlı?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar
nelerdir?


Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?
Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın
yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı
verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık
sağlayacaktır.

İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar
beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile
ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca
ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca
serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin -
endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini
kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya,
işte, açıklaması budur.

Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini
gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72
saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse,
sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara
içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece
sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır;
çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan
serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin
eski otonomisini kazanır.


Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren
bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol
altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak
ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi
süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları
kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.


Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.


Sigara neden zararlı?
Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda
tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li
yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda
yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı
olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı
yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek
gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak,
terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal,
hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar...
Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı
kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine
konserojen maddeler arasındadır.
Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise
nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır,
tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve
oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli
bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda
bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle
oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve
işi çok daha zorlaşır.

Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları
şöyle sıralıyalım: Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum
sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları,
ülser, mesane kanseri.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara
içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12’si sigara tiryakisi. Ayrıca, son
yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış
olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin
sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada
yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.
Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor.
Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği
heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen
bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz
fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer
kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır.
Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten
en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok
daha az oranda görülen bir kanser türüdür.

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla
içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara
içmeyenlerde bu oran %15’dir.

Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara
içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini
engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir
süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana
maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca
unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı
yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve
zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif
içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve
ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan
tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda
azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler
arasındadır.

Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte
olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.


Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?
20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.
8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye
çıkar.
24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya
düşer.
48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu
düzelir. Cilt kendini yeniler.
72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma…).
1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre
gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.
5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken
doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki
düzeye iner.
Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra
sigara içmeyenlerin düzeyine iner.
Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu
hastalıklarına yakalanma riski azalır.


Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?
Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
Fiyatın pahalı gelmesi.
Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.

Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın
fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim
insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir.
Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların
sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.


Sigarayı bırakma yolları nelerdir?
Akupunktur,
Grup Terapisi,
Hipnoz,
Kişisel çaba ile bırakma,
Farmokolojik tedavi.


Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar
nelerdir?
Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha
uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara
miktarı yine arttırılır.
Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla
düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha
kolaydır.
Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta
tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha
kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa
bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi
rahat bırakacaklardır.
Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda
genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi
tutturulmaya çalışılır. Zaten “tehlikesiz sigara” yoktur.
Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse
sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını
suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka
kendinize güvenmeyi başarmalısınız.
Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3’ü kilo
alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan
kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda
tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır.
Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah,
kısa bir süre sonra normale döner.
Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık,
huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve
benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini
onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum
yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini
yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara
bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde
şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.


Amerkan kalp vakfı diyeti(1)


Hedef: 3 günde ortalama 3 kilo.
Günlük kalori: 900 Kcal

İçerdiği vanilyalı dondurma ve fıstık ezmesi ile ünlü Kalp Vakfı
diyetinin bu düşük kalorili versiyonu 3 günden fazla sürdürülmemeli. Yağ
ve protein oranı yüksek bir diyet.

Bu diyetin menüsü

1.GÜN
Sabah : Sade kahve/çay, yarım greyfurt, 1 dilim tost ekmeği, 2 çorba
kaşığı fıstık ezmesi
Öğle : Yarım tabak ton balığı, 1 dilim tost ekmeği, kahve, çay ya da
soda
Akşam : 2 dilim et, 1 tabak yeşil fasülye, 1 elma, 1 kase vanilyalı
dondurma



2.GÜN
Sabah : 1 yumurta, yarım muz, 1 dilim tost ekmeği, sade kahve/çay
Öğle : 1 tabak lor peyniri, 3 tuzlu kraker
Akşam : 2 sosis, 1 tabak brokoli veya karnıbahar, yarım tabak havuç,
yarım muz, yarım tabak vanilyalı dondurma



3.GÜN
Sabah : 5 tuzlu kraker, 1 dilim çedar peyniri, 1 elma, sade kahve/çay
Öğle : 1 katı yumurta, 1 tost ekmeği
Akşam : 1 tabak ton balığı, 1 tabak karnıbahar, yarım kavun, yarım
vanilyalı dondurma


Amer
kan kalp vakfı diyeti(2)


Hedef: 1 ayda ortalama 10 kilo
Günlük kalori: 1300 Kcal

10 kilo fazlası olanların yapabileceği bu diyet tüm besin ögelerini
içeriyor. Bu diyette erkekler, günlük porsiyonu yüzde 50 artırabilir. 4
haftada 10 kilo vermek mümkün.

Bu diyetin günlük menüleri:

30 GÜN BOYUNCA
Sabah : Çay, kahve (şekersiz), 2 kibrit kutusu peynir, salata, 1 ince
dilim ekmek.
Öğle : 3 köfte kadar et veya tavuk veya balık (90 gr.), 1 ince dilim
ekmek veya 1 kase çorba, salata, 1 ince dilim ekmek veya 1 adet kaşarlı
yağsız tost, çay, kahve (şekersiz)
İkindi : 2 porsiyon meyve veya 2 adet galeta
Akşam : 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği, salata, ince bir dilim ekmek
Gece : 2 porsiyon meyve.


Bu diyette günlük menü diyet süresince aynıdır.


Amerikan kalp vakfı diyeti(3)


Hedef: Haftada ortalama 1-1.5 kilo.
Günlük kalori: 1600 Kcal

5 kilo fazlası olanlar için önerilen bu diyet bir gün içerisinde
alınması gereken temel besin gruplarını içeren dengeli bir rejimdir.
Ancak uygulama süresi ve kişinin özellikleri açısından kontrollü
yapılması gerekir. Egzersiz yapanlar için enerji ve besin öğeleri
açısından yeterli değildir. Diyet uygulanırken öğünler kesinlikle
atlanmamalıdır. Eksik yenilmemeli ve mutlaka 12-14 bardak su
içilmelidir. Erkekler bu diyeti uygularken, günlük porsiyon miktarını
1.5 katına çıkarabilir.

Bu diyetin günlük menüleri:

1.GÜN
Sabah : Çay (şekersiz), 1 kibrit kutusu peynir, 1 tatlı kaşığı
bal-reçel, salata, 2 ince dilim ekmek.
Öğle : 5 köfte ya da, balık (150 gr.), 1.5 porsiyon salata, 1 ince dilim
ekmek veya 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği (etli veya etsiz, susuz), 1/2
su bardağı yoğurt (125 gr.), salata, 2 dilim ekmek.
Saat 15.00 : 1 porsiyon meyve.
Saat 17.00 : Çay (şekersiz), 2 adet galeta
Akşam : Öğle yemeği gibi.
Gece : 2 porsiyon meyve.


Bu diyette günlük menü diyet süresince aynıdır.


Atkins diyeti


Hedef: Haftada 2 kilo.
Günlük kalori: 1100 Kcal

Yağlı besinlerin serbest olduğu tek diyet. Amerikalı uzman Atkins
tarafından geliştirilen bu diyet yağı ve proteini serbest bırakırken
şekerli tüm besin maddeleri yasak. Et, balık, yumurta, mayonez ve tüm
şarküteri ürünlerini istediğiniz gibi tüketebilirsiniz. Diyetin doymuş
yağ ve kolesterol oranının yüksek olması nedeniyle koroner kalp
hastalığı açısından risk taşıdığı iddia ediliyor. Bazı iddialara göre
egzersiz yapanlar için kesinlikle uygun olmayan bu diyet vücuttan daha
fazla kas dokusu ve su kaybedilmesine neden olur.

Atkins diyetinin B grubu vitaminleri, özellikle B1, B6, folik asit ile
magnezyum açısından yetersiz olduğu söyleniyor. Bu vitaminleri takviye
etmeyi ihmal etmeyin.

Bu diyetin günlük menüleri:

30 GÜN BOYUNCA
Sabah : Beyaz peynir, jambon, domates, salatalık.
Öğle : 1 porsiyon tavuk ya da balık, zeytinyağlı salata.
İkindi : Beyaz peynir, salatalık, yeşillik.
Akşam : 1 porsiyon kırmızı et, tavuk ya da balık, zeytinyağlı salata.


Bu diyette günlük menü diyet süresince aynıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://turkishpowerforum.hareketforum.biz
 
Diyet ve Dengeli Beslenme
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» diyet yapmadanda zayıflayabilirsiniz

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Turkish Power :: Danışman :: Sağlık-
Buraya geçin: