Turkish Power
En kaliteli hizmeti almak için üye olunuz!

Turkish Power

TurkishPowerForumuna Hoşgeldiniz!Aradığınız ne varsa burda!
 
AnasayfaKapıGaleriKayıt OlGiriş yap
Forumumuza Hoşgeldiniz!İyi vakit geçirmeniz dileğiyle!
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Süper Mario
Cuma Nis. 09, 2010 3:13 pm tarafından LegendKiller

» Bugs Bunny
Salı Şub. 16, 2010 8:56 pm tarafından LegendKiller

» Ruhsar
Salı Şub. 16, 2010 8:55 pm tarafından LegendKiller

» Ebru Gündeş'in An An Beyin Kanaması
Salı Şub. 16, 2010 8:54 pm tarafından LegendKiller

» Eski Türk Sigaraları!
Salı Şub. 16, 2010 8:51 pm tarafından LegendKiller

» Kemal Sunal Filmleri
Salı Şub. 16, 2010 8:50 pm tarafından LegendKiller

» Power Rangers
Salı Şub. 16, 2010 8:48 pm tarafından LegendKiller

» Milli Mücadele Dönemi Ayaklanmaları!
C.tesi Şub. 13, 2010 3:30 pm tarafından LegendKiller

» Amerikan Ambargosu 1975-1978
C.tesi Şub. 13, 2010 3:29 pm tarafından LegendKiller

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Google Translate

Paylaş | 
 

 Kulak,Burun,Boğaz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
LegendKiller
Administratör
Administratör


Hangi Takımlısınız? : Galatasaray
Mesaj Sayısı : 295
Kayıt tarihi : 28/01/10
Yaş : 38
Nerden : Rize/Ardeşen

MesajKonu: Kulak,Burun,Boğaz   Cuma Ocak 29, 2010 3:46 am

Allerjik rinit saman nezlesi



Allerji Ne Demektir: Alerji vücuda giren ya da temas eden bir maddeye
karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Bu
reksiyonlar normal düzeyinde olursa vücudu korumak içindir. Ancak
alerjik kişilerde reaksiyonlar zararlı olacak derecede fazladır. Burun
bu tür alerjik reaksiyonlardan en fazla etkilenen organlardandır.
Alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır ve her yaşta başlayabilir.
Allerjenin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen
maddeler salgılanır. 15 dakika içinde maksimum seviyeye ulaşır. Alerji
her zaman olabileceği gibi sadece belli mevsimlerde de görülebilir.

Rinit Ne Demektir: Burun içini döşeyen mukozanın her türlü iltihabına
rinit denir. Eğer bu iltihaba alerjik faktörler neden olmuşsa buna
alerjik rinit denir.

Neler Alerji Yapar: Alerji yapabilecek bilinen ya da bilinmeyen çok
sayıda faktör vardır. En sık görülenler arasında toz, polenler, küf
mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal
maddeler, ev hayvanları sayılabilir.

Ne Gibi Belirtiler Yapar: Alerjinin KBB ile ilgili semptomları arasında
en sık görülenler burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, kaşıntı,
geniz akıntısı, boğazda gıcık, kronik öksürük, orta kulakta basınç
problemleri sayılabilir. Alerjik kişilerde alerjik olmayan kişilere göre
daha çok sinüzit, burunda et büyümesi (konka hipertrofisi veya polip),
astım ve cilt reaksiyonları görülür.

Muayenede Ne Görülür: Alerjik rinitli hastaların muayenesinde burun
akıntısı direk olarak görülebilir. Ayrıca burun içinde soluk renk,
saydam salgı artışı, ödem(şiş), eğer varsa et büyümesi görülür. Burun
içinin görüntüsü bazen hastanın şikayetlerinin dinlemeden bile teşhis
koydurucudur. Ağız içinden bakıldığında geniz akıntısı ve farenjit
görülebilir.

Ne Gibi Tetkikler Yapılır: Muayene sonrasında allerjiden
şüphelenildiğinde en sık uygulanan tetkik deri testleridir. Ancak bu
testlerin negatif çıkması hastada alerji olmadığını göstermez. Deri
testlerinde çalışılmayan bir allerjene reaksiyon olma ihtimali veya bir
allerjenin ciltten girdiğinde alerji yapmayıp solunumla girdiğinde
alerji yapıyor olma ihtimalleri vardır. Deri testleri ile hangi maddeye
ne kadar alerji olduğu öğrenilebilir. Bu testlerin dışında kanda İgE
denilen bir maddenin miktarı ölçülebilir. Ayrıca cilt testlerine göre
daha güvenilir ancak uygulaması zor ve pahalı bazı kan testleri de
vardır.

Nasıl Teşhis Konur:Alerjik Rinit teşhisinde en önemli konu hastanın
anlattıkları (anamnez) ve muayene bulgularıdır. Bu bulgulara göre alerji
teşhisi düşünülüyorsa o hasta alerjik olarak kabul edilir. Deri
testeleri ve diğer kan testleri allerjenin ne olduğunu anlmaya
yöneliktir. Bu testler negatifte çıksa hastaya alerji tedavisi başlanır.

Nasıl Tedavi Edilir: Alerjik Rinit tedavisinde 3 ana kategori vardır.

1-Allerjenden korunma

2-İlaç Tedavisi

3-İmmünoterapi (Aşı Tedavisi)



Allerjenden korunma alerjik rinitin temel tedavi yöntemidir. Ancak bu
genellikle mümkün değildir. Hem allerjenin tam olarak belirlenememesi,
hem birden fazla maddeye alerji olması hem de allerjen belirlense bile
hastanın bu maddeden uzak durmasının mümkün olmaması gibi faktörler
tedaviyi zorlaştırır. Ancak yine de hastanın alabileceği bazı önlemler
vardır.

- Tozlu ve dumanlı ortmalarda bulunmamak, eğer zorunlu ise maske takmak

- Isı ve nemim ayarlanması

- Polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde mümkün olduğunca içeride olmak ve
kapı pencerelerin kapalı tutulması

- Ev içinde mümkün olduğunca halı, kilim battaniye yerine deri, vinlex
ve plastik eşyalar kullanılmalı

- Evde bitki ev hayvan bulundurulmamalı

- Özel hazırlanmış nevresim ve çarşaflar kullanılması eğer temin
edilemiyorsa tüm çarşaf ve nevresimlerindüzenli olarak sıcak su ile
yıkanması

- Elektrik süpürgesinin dışarıya toz vernmediğine dikkat edilmesi

- Tüylü oyuncaklardan uzak durulmalı

- Hasta hangi ortam ve durumlarda şikayetlerinin başladığını veya
arttığını hissederse ona göre önlemini kendi almalı



İlaç Tedavisi olarak en sık kullanılan madde antihistaminiklerdir. Bu
ilaçlar alerjik reaksiyonlarda rol oynayan histamini azaltmaya
yöneliktir. Genellikle de çok faydalıdırlar. Allerjene maruz kalmadan
önce kullanıldığında daha faydalıdırlar. Özellikle kaşıntı, akıntı ve
hapşırma üzerine etkilidirler. Ancak hangi antihistaminiğin hastaya daha
faydalı olacağı biraz deneme yanılma yoluyla belirlenir. Artık etkisi
azalmaya başlarsa da başka bir antihistaminikle değiştirilmelidir. Bu
ilaçların en önemli yan etkisi uyku hali, ağız kuruluğu, çarpıntı, idrar
zorluğu, göz içi basıncının artmasıdır. Ancak son kuşak
antihistaminiklerde bu yan etkiler oldukça azalmıştır.

Antihistaminklerden sonra faydasının en çok olduğuna inandığım ilaç
kortikosteroidlerdir (kortizon). Bu ilaçlar ağızdan ya da kalçadan
uygulandığında etkisi daha fazladır ancak yan etkilkeri de dah afzladır.
Bu nenle burun spreyi olarak kullanılırlar. Burun spreyi olarak
kullanıldığında yan etkisi çok azdır ve etkinliği iyidir.

Ayrıca dekonjestan denilen burun spreyleri ve kromolin adı verilen ve
alerjik reaksiyonları önleyen ilçalar da vardır.

İmmünoterapi (aşı tedavisi) hastanın alerjik olduğu maddeyi düşük dozdan
başlayarak artacak şekilde hastanın vücuduna verme tedavisidir. Bu
şekilde vücut bu maddeyi tanıyarak alerjik reaksiyon göstermememsi
prensibine dayanır. Ancak her zaman iyi sonuç vermez. Başlangıçta
haftada bir olmak üzere senelerce aşı olmayı gerektirir. Bazen iyi
sonuçlar alınmasına rağmen her zaman önerilmez.

Hangi Durumlarda Ameliyat Gerekir: Alerjiye bağlı et büyümeleri ve
sinüzitin kronikleşmesi ilaç tedavilerinin başarısını olumsuz etkiler ve
bu durumlarda ameliyat gerekebilir.


Ağız içi iltihapları



Ağıziçinin tipik iltihapları ağızdaki nedenlerden kaynaklanıyorsa
birincil, başka hastalıklardan kaynaklanıyorsa ikincil olarak nitelenir.
Stomatit ağız mukozasının akut ya da kronik biçimde iltihaplanmasıdır.
Ağız mukozasında enfeksiyona yol açabilecek duruma gelmiş çeşitli
mikropların varlığına bağlı olarak gelişir. Kanamalı Stomatit kolayca
kanayan dişeti mukozasının kızarması ve şişmesi ile kendini belli eder.
Çoğu kez genel bir hastalığa, zehirlenmeye ya da vitamin yetmezliğine
bağlıdır

Yunanca'da stoma "ağız", itis "ilti*hap" demektir. Stomatit geniş
anlamıy*la ağız içindeki bütün iltihaplan içerir. Dar anlamıyla ise
gerçek ağız boşluğu mukozasıyla sınırlı olarak kullanılır. İl*tihap
dildeyse glossit, dişeti mukozasındaysa jinjivit adını alır. Ağız
mukozası doğrudan doğruya ağızdaki nedenlerle kolayca hastalanır. Ayrıca
bazı genel hastalıkların da ilk belirtileri ağızda or*taya çıkar. Bu
nedenle ağız içi iltihapları birincil ve ikincil olarak ikiye ayrılır.
İlki başka hastalıklara bağlı olmadan gelişir. İkincil olanlar başka
organlann hastalanmasından sonra ortaya çıkar.

Ağıziçi iltihabının başlıca türleri arasında ağız nezlesi ile eksüdalı,
ülser*li, kangrenli, kanamalı ve aftlı iltihaplar sayılabilir.

• Ağız nezlesi- En sık görülen ve en az zararlı türdür. Ağızdaki
yerleşik bakteri florasının, genel ve yerel çeşitli durum*lara bağlı
olarak hastalık yapabilme ye*teneği kazanmasından kaynaklanır. Her yaşta
görülebilir. Özellikle iyi beslen*meyen çocuklarda, diş çıkaran
bebek*lerde ve kızamık, kızıl, suçiçeği, kızamıkçık gibi döküntülü
hastalıklar sıra*sında ortaya çıkar. Erişkinlerde başlıca nedenleri diş
taşları ve uygun olmayan diş protezlerinin kullanılmasıdır. Sindi*rim
bozuklukları, yüksek ateş, örseleyi*ci yiyecekler, çok sıcak içecekler
ve si*gara da ağızda bu tip iltihap yapabilir. Ağız nezlesinin sık
rastlanan bir başka nedeni vitamin eksikliğidir. Artık iskorbüt ve
beriberi gibi ağır vitamin yet*mezliklerinden kaynaklanan hastalıklar
dengeli beslenme bilinci ve olanakları*nın bulunduğu ülkelerin
gündeminden çıkmıştır. Ama yetersiz ve dengesiz beslenmeye ya da
vücuttaki işlev bo*zukluklarına bağlı olarak gizli vitamin eksikliği
hastalıkları görülmektedir.

Ağız nezlesi genellikle ağız boşlu*ğunda kırmızılıkla ortaya çıkar. Çoğu

kez dil ve dudaklarda yaygın ve tekdüze kızarıklıklar görülür. Hasta
ağzında kuru*ma ve yanma duyar. Yutma ve çiğneme hareketleri güçleşir.
Bu tip ağıziçi ilti*hapları, mikrop öldürücü gargaralar kul*lanılarak
tedavi edilebilir. Ayrıca ağrı ve yanma duyumunu ortadan kaldıran hafif
uyuşturucu ve mikrop öldürücü ilaçlar yararlı olabilir. İltihap vitamin
eksikliğine bağlıysa tedavi eksik olan vitaminle*rin karşılanmasına
dayanır.

• Eksüdahlı ağıziçi iltihabı
Mukozada üstü beyaz renkli ağır bir iltihaplanma biçiminde ortaya çıkar.
Genellikle ülserli stomatitin başlangıcıdır. Başlıca nedenleri ağız
nezlesininkiyle aynıdır. Bazı meslek hastalıkları ve kimyasal maddelerin
yol açtığı kronik zehirlenmeler de ağızda bu tip iltihaba neden olur.
Bunların başında gelen kurşun ve civa zehirlenmeleri özellikle dişeti ve
bazen dil iltihabına yol açar. Ağızdaki iltihaplanma bütün vücudu
etkileyen hastalıkla birlikte tedavi edilir.

• Ülserli ağıziçi iltihabı

Ağız nezlesinden de, eksüdalı ağıziçi iltihabından da ağırdır.
Genellikle salgın biçiminde ortaya çıkar ve ağız boşluğunun temizliğine
özen gösterilmemesi durumunda kolayca bulaşır. İltihap dişçilerinde
başlar. Daha sonra bütün ağza yayılır. Diş köklerine, hatta dudaklara da
yayılan sarımsı bir eksüdaya ve ağrılı şişkinliğe neden olur. Ülserli
ağıziçi iltihabı Fusobacterium ve spiroketlerin etken olduğu Vincent
anjini gibi yutak enfeksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. İlk
şişkinlik evresinin ardından çok yavaş iyileşen ülser ve yaraların
belirdiği bu tip ağıziçi iltihabında mikrop öldürücü gargaralar yeterli
değildir. Ayrıca antibiyotik ve sülfamitlere dayanan genel bir tedavi
uygulanır; bazı olgularda kortizon da gerekebilir.

• Kangrenli ağıziçi iltihabı
Ülserli tipin son evresidir. Organizmanın aşın ölçüde güçten düştüğü
durumlarda görülür ve doku ölümüne yol açar.

• Kanamalı ağıziçi iltihabı
Kanamalarla ortaya çıkan ağız mukozası iltihabıdır. Genellikle ağızdaki
belirli bir nedenden kaynaklanmaz. Pıhtılaşma bozuklukları, karaciğer ve
kalp-damar hastalıkları, zehirlenmeler ve vitamin yetmezlikleri
(niyasin ve C vitamini eksikliği) gibi genel hastalıkların bir
belirtisidir. Akut lösemi, B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık,
tifo, sıtma gibi hastalıklar sırasında da sık görülür. Tedavi genel
hastalığa bağlı olarak yürütülür.

• Aftlı ağıziçi iltihabı
Çoğu kez virüslerden kaynaklanır. Genellikle süt çocuklarında, gebe
kadınlarda ve sindirim

bozukluğu çekenlerde görülür. Bazı insanlarda ceviz, badem, çilek gibi
belirili besinlerin yenmesiyle aftlı oluşumların yinelendiği göz önüne
alınırsa bu hastalığın alerjik bir boyutu da olduğu söylenebilir.

Hastalık titreme ve ateş yükselmesiyle birden ortaya çıkar. Daha sonra
ağız boşluğunda çok ağrılı ülserlere dönüşen sıvı dolu kabarcıklar
görülür. Hastalık hızlı gidişlidir ve 1-2 haftada iyileşir. Gargara
biçiminde bölgesel tedavinin yanı sıra antibiyotikler ve kortizonla
genel tedavi uygulanır.

• Kronik bakteri ve mantar enfeksiyonlarına bağlı ağıziçi iltihabı
Acti-nomyces ağız boşluğunda iltihaba yol açan önemli bir bakteri
grubudur. Bu bakteriler ağızdaki kemik ve kas dokusuna yerleşir.
Oluşturdukları fistüllerden çıkan irin çok miktarda tipik tanecikler
içerir. Bu bakterilerin giriş yollan genellikle diş çürükleridir.

Oldukça sık rastlanan pamukçuk ağızda mantarlara bağlı bir iltihaptır.
Ağız boşluğu mukozasında Candida albicans türü mikroskopik bir mantarın
gelişmesiyle oluşur. Dişetlerini, dili, yanak iç yüzeylerini ve
bademcikleri kaplayabilen kesilmiş süte benzer. Ağızda birbirleriyle
birleşmeye eğilimli beyaz alanlar ortaya çıkar. Kolayca kaldırılabilen
bu oluşumların altında kırmızı bir yüzey görülür. Pamukçuk daha çok
yenidoğanlarda görülür. Yerel olarak uygulanan mantar öldürücü ilaçlar
ve metilen mavisiyle kolayca tedavi edilebilir. Ama bu hastalık zayıf
düşmüş ve organizmanın savunma yetenekleri azalmış yaşlılarda da ortaya
çıkabilir. Bu durumda enfeksiyon derindeki dokulara, yani solunum ve
sindirim mukozalarına yayılabilir.

• İkincil ağıziçi iltihapları
Genel bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar. Kızıl, kızamık,
kızamıkçık ve suçiçeği gibi döküntülü hastalıklar, iskorbüt ve hemofili
gibi kanamalı hastalıklar, lösemi, agranülositoz ve B12 vitamini
eksikliğine bağlı kansızlık gibi kan hastalıkları, civa, bizmut, kurşun,
gümüş, bakır gibi kimyasal madde zehirlenmesine bağlı çeşitli meslek
hastalıkları sırasında görülür.

Özgül mikropların neden olduğu başlıca ağıziçi iltihaplan şunlardır:
Frengide birinci evre lezyonu, ikinci evreye özgü kabartı ya da
kızarıklıklar ve üçüncü evreye özgü göm (yumuşak şişkinlikler) ve
ülserler biçiminde iltihaplar (frengi stomatiti); veremde ülserler ve
çatlaklarla birlikte görülen iltihaplar (verem stomatiti); cüzamda
zamanla ülserleşen derin düğümcük oluşumlan (cüzam stomatiti);
belsoğukluğunda hastalık etkeni olan gonokoklara bağlı iltihaplar;
difteri, yılancık ve impetigo etkenlerine bağlı ağıziçi iltihaplan.


Ağız kokusu halitosis



Ağız kokusu, insanı olumsuz etkileyen bir durum olarak bilinir.

Erişkinler veya küçüklerin, yaşamlarında mutlaka ağız kokusundan
şikayetçi oldukları zamanlar olmuştur. Bazılarının ise, bu durumdan
şikâyeti kroniktir.

Ağız kokusu; etkilediği bireyler için sosyal ve psikolojik yönden
olumsuz bir durum haline gelmiştir.

Kötü ağız hijyeni , dişler üzerindeki gıda birikimi, ağızdaki çürük
kaviteleri , çekim yaraları , ülserler , dental ve tonsiller, apseler
(diş ve bademcikle ilgili apseler) ; gingivitis, periodontitis ve
stomatitis gibi diş eti hastalıkları , ağız kuruluğu , kıllı dil gibi
ağız içindeki problemlerden oluştuğu gibi, üremi , diabetik ketoasidoz ,
karaciğer rahatsızlıkları , kronik pulmoner hastalıklar , mide
rahatsızlıkları gibi sistemik nedenlerle de görülebilir.

Diş hekimleri ağız kokusunun, lokal mi, yoksa sistemik faktörlere mi
bağlı olduğunu tespit etmeli ve doğru teşhisi koyup ona göre tedavi
yöntemini belirlemelidir.

Solunum sisteminden gelen hava , ağızdan dışarı yayılırken oral
kavitedeki (ağız boşluğu) kötü kokulu uçucu karışımla birleşerek dışarı
çıkar ve kişilerin kendisini de, çevresini de rahatsız eden hoş olmayan
kokular oluşur.
Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda ağız kokusu vakalarının
çoğunluğunun oral kaviteden kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Kötü ağız kokusunun oluşmasına etki eden faktörler arasında, tükürüğün
önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.
Sağlıklı ağızdan alınan tükürüğe göre , periodontitisli ağızlardan
alınan tükürüğün daha hızlı kokuştuğu belirtilmiştir.

Aktif periodontitisli hastalardan alınan tükürükte çok parçalanmış
epitel hücresi vardır . Ve bu hücreler önemli ölçüde bakterilerle
kaplıdır. Ayrıca tükürükte zarar görmüş lökositler de mevcuttur.
Lökositler, çok miktarda kükürt taşıyan aminoasitlere sahiptir ve bunlar
uçucu sülfür bileşiği üretiminde kullanılırlar. Lökositler, periodontal
hastalıklar sırasında göç ederek , periodontal hastalıklı bireylerin
tükürüklerinda artarlar.

Hem oral mukazadan serbest epitelyal hücreler , hem mikroorganizmalar,
hem de lökositler bakteri plağına dahil olup dilin arka yüzüyle ,
dişlerin fizyolojik ve mekanik temizlemeye uygun olmayan bölgelerinde
toplanır. Periodontitisli hastalarda bu duruma bir de dişetlerinden
oluşan kanamanın eklenmesi ile tablo daha da ağırlaşır.

Ağız kokusu oluşumu tükürük akımının azalması , uzun süre besin ve
sıvıların alınmamasına da bağlıdır.

Uyku hali buna iyi bir örnektir. Sabah kalkınca hissedilen ağız kokusu
bu durumla ilgilidir.

Aşırı tütün içimi, özellikle sigara tüketimi yalnızca kötü kokulu nefes
oluşturmakla kalmayıp , bir de kıllı dil durumuna yol açar ki bu da
besin artıklarının ve tütün kokusunun tutulmasına neden olur. Ayrıca
tükürük salgısında azalma ve hastalık durumunun şiddetle artışına neden
olur. Dilin arka bölümü mekanik olarak temizlenemediği için birikimler
orada oluşur. Çoğu ağız kokusu durumlarının tedavisine dilin
fırçalanması ile başlanır.

Protez dişler, uygun yapılmamış kuron ve köprüler,
ağız dokusuna uygun olamayan materyaller de ağız kokusunu oluşturan
faktörlerdendir.

Halitozis oluşturabilecek diğer durumlarsa postnatal sızmayla
karakterize kronik sinüzitis , faranjitis, tonsillitis, sifilitik
ülserler, burun tümörleri , ağız tümörleri , kronik bronşitis ve
orofarengial kavitelerin habis neoplazmalarıdır.

Nefesteki kokunun yoğunluğu yaşla birlikte artar. Ayrıca farklı yaş
grupların spesifik ağız kokuları tespit edilmiştir.

Buna göre yaşları 2-5 yıl arasında değişen küçük çocuklar, tonsillerinde
barınan besin ve bakterilerden ötürü oluşan bir ağız kokusuna sahiptir.
Orta yaş grubundaki kişilerde çok şiddetli biçimde sabah nefes kokusu
oluşur.
İleri yaş grubundakilerde ise ağız kokusu temiz olmayan protez ve
akışkanlığını yitiren tükürüğün kokuşmasından kaynaklanır.

Sistemik hastalıklar sonucunda da ağız kokusu oluşur. Bu durumun en iyi
bilinen örneği diabettir. Bu hastalarda ağızdan aseton , tatlı, meyva
kokusu duyulur.
Nefesteki amonyak ve idrar kokusu , üremi ve böbrek yetmezliğini akla
getirmektedir.
Ciddi karaciğer yetmezliğinde nefes tatlımsı bir amin kokusu , taze
kadavra kokusuna benzemektedir.
Tatlı bir asit kokusu, akut romatizmal ateşi çağrıştırır. Kötü kokuşmuş
nefes , çürümüş et kokusuna benzer , bu da akciğerin apseleşmesine ya da
bronş iltihabının yayılmasıyla oluşan bronşiyektaziye işaret eder.
Gastrointestinal bozukluklarda da nefes kokusu kötüdür. Duygusal
yıkımlar da sindirimi etkiler ve vücut kimyası bazen nefesi
etkileyebilir.

C vitamini yetersizliği ile oluşan Kronik skorbüt hastalığı olan
kişilerde de kötü kokulu nefese rastlanır.

Yenilen yiyecekler de ağız kokusunda önemli rol oynar. Bir vejeteryan,
çok fazla et yiyen bir kişiden daha az halitozise sahiptir. Çünkü
sebzelerde protein maddelerin yıkım ürünleri çok azdır.

Et genellikle yağ içerir ve gastrointestinal sistemde oluşan uçucu yağ
asitleri kana absorbe edilip nefesle salgılanır. Sarımsak, soğan ,
pırasa, alkol vb. maddelerin dolaşım sisteminde önce absorbe edilip
sonra da akciğerlerce hava olarak dışarıya verilmesiyle kötü koku
oluşur. Aşırı alkol içimi mikrobiyal floranın değişiminde başlıca rol
oynar ve halitozis oluşturan koku fermente edici organizmaların
poliferasyonuna neden olur.

Açlıkta oluşan ağız kokusu; pankreatik sıvının midede açlık periyodunda
bozuşmasından kaynaklanır. Bu kokunun giderilmesi kolaydır. Hatta diş
fırçalamasıyla bile ortadan kaldırılabilir.

İlaçların sistemik etkisine bağlı olarak da halitozis oluşabilir. Bazı
antineoplastik ajanlar, antihistaminler, amphetaminler, trankilizanlar,
diüretikler, fenotiaminler , atropin benzeri ilaçlar tükürük üretimini
azaltırlar ve böylece oral kavitenin kendi kendini temizleme yeteneği
azalmış olur ve buna bağlı halitozis oluşur.

Yaşlanma, çok sigara içimi , tükürük bezi aplazisi, 800 raddan fazla
radyasyon tedavisi, kadında menopoz, yüksek ateş, dehidratasyonlu
sistemik ve metabolik rahatsızlıklar, aşırı baharat kullanımı ağız
kuruluğuna neden olur ve bu yüzden de halitozis oluşur.

Diş hekimi ağız kokusunun tanımını yapmak için önce iyi bir muayene
yapmalı, aldığı anamnezleri dikkâtlice incelemeli , basit yöntemlerle
koku ayrımını yapmalıdır.

Sistemik hastalıklarda oluşan kokular için medikal konsültasyona
gidilmelidir. Kokuların lokal ya da sistemik faktörlerden oluştuğunun
belirlenmesi oral kaviteden veya akciğerlerden kaynaklandığının
belirlenmesi için hastaya basit bir yöntem uygulanır.

Diş hekimi hastadan dudaklarını sıkıca kapatmasını ve nefesini burun
deliklerinden bırakmasını ister. Bu durumda koku on cm. uzakta duran
başka bir kişi tarafından değerlendirildiğinde, koku varsa sistemik
faktörlerden kaynaklanıyor demektir.

Hasta parmakları ile burnunu tıkayıp , dudaklarını da kapatıp soluk
vermeyi bir an için durdurduktan sonra açıp soluk verdiğinde koku ağız
yoluyla ortaya çıkıyorsa kokunun oral kavitedeki lokal faktörlerden
kaynaklandığı söylenebilir.

Koku bu şekilde basit bir yöntemle değerlendirilebileceği gibi, denemesi
ve tekrarı kolay olan gaz ölçen monitörlerle de ölçülebilir. Yapılan
klinik çalışmalarla lokal faktörlerin neden olduğu ağız kokusu
olgularının %90’nın başarı ile tedavi edileceği tespit edilmiştir.

Patolojik ve nonpatolojik orijinli halitozis genellikle patolojik
durumun tedavi edilmesi ve oral hijyenin iyi derece de yerine
getirilmesi ile düzelir.

Periodontal ceplerin yok edilmesi , oral hijyenin geliştirilmesi gıda
birikimine sebep olan yerlerin düzeltilmesi, çürük dişlerin tedavisi ,
restorasyonun mümkün olmadığı durumlarda diş çekimi , diş eti
hastalıklarının tedavisi ile ağız kokusu ortadan kaldırılır.

Yemek sonrası dil ve dişlerin fırçalanmasıyla da ağız kokusu etkili
oranda azaltılabilir.

Ağız kokusunu oluşturan bileşenlerin birincil alanı dildir. Sabah
şiddetli ağız kokusundan şikayet eden kişilerde dişlerin ve dilin yemek
sonrası fırçalaması ve ağzın bir gargara ile çalkalanması ile sorun
kontrol altına alınabilir.

Protez kullananlar protezlerini fırçalayarak ve dezenfektan
solüsyonlarda tutarak temizlemelidirler.

Ağız kokusunu önlemek için doğal kaynaklardan da yararlanılabilir. Nane
bunlardan biridir. Naneli sakızlar, şekerler kullanılabilir. Nanenin
tükürük üzerinde de etkisi vardır. Naneli ürünlerin emilmesi tükürük
oranını artıracak, tükürüğün alışkanlığını düzenleyecek , yiyecek
artıklarının böylelikle uzaklaşması bir ölçüde sağlanacaktır.
Sakız çiğnemek, çiğneme kasları , yanak ve dilin çiğneme hareketleri ile
yakından ilgilidir. Sakız besin artıklarının taşınması ve
uzaklaştırılması ile oral kavitenin temizlenmesini sağlar.

Ağız suları, kokulu ürünler, naneli ağız spreyleri nefesteki kokuyu
geçici olarak önlemeye yarayacaktır.

Akustik travma



Akustik travma işitme kaybının sık görülen bir türüdür. Ekseriyetle
kulağa gelen bir darbe veya patlama sonunda hava basıncı çok fazla
aniden değişir. Bu da kulağın hassas kemikleri-ne ve mekanizmasına zarar
verir. Ayrıca yüksek makine sesini ve aşırı yüksek müzik sesini uzun
zaman dinlemek durumunda kalanlarda da görülür.

Belirtiler

- işitme kaybı

- Kulak çınlaması.

Teşhis

Yakındaki bir patlamadan ya da kulağa gelen bir darbeden sonra meydana
gelen işitme kaybı sık görülen bir durumdur. Kısmi sağırlığa, yüksek
perdeli bir kulak çınlaması da eşlik edebilir.

Doktorunuz bir dizi test yaparak, hangi tipte bir işitme kaybı olduğunu
belirleyecektir.

Tedavi

Travmanın neden olduğu ağır işitme kaybının etkili tek tedavisi işitme
aletleridir.Bazı yöntemler de kısmi sağırlığa uyum sağlamayı
kolaylaştırabilir; bunlar arasında yüz ifadesine dikkat etmek ve dudak
okumak bulunmaktadır.

Önlem

Eğer yüksek sesle işyerinde çalışacağınızı biliyorsanız, özel olarak
yapılmış kulaklık kullanın. Bunlar aşağı yukarı tüm gürültüyü keser ve
takan kimse diğer kimselerle iletişim kurabilsin diye bunlara mikrofon
ve alıcı yerleştirilebilir.


Allerjik nezle rinit



Allerjik Nezle

Allerjik nezle, hapşırma, burunda tıkanıklık, kızarıklık, kaşıntı ve
akıntı ile seyreden ve toplumda sık görülen bir hastalıktır. Allerjik
nezle mevsimsel bir seyir izleyebilir ya da belirtiler yıl boyunca hiç
azalmadan devam edebilir.

Mevsimsel seyir izleyen tip daha sıktır, ilkbahar ve sonbaharda çeşitli
polenlerin ortaya çıkması ile belirtilerde artış gözlenir. Yıl boyunca
süren allerjik nezleye ise sebep olarak ev tozu gibi sürekli ortamda
bulunabilen allerjenler gösterilmektedir.

Allerjik nezlenin tedavisi için temel amaç allerjiye neden olan uyaranın
ortamdan uzaklaştırılmasıdır. Polenlerden korunmak için bahar aylarında
pencereleri kapalı tutmak ve hava filtresi kullanmak düşünülebilir.
Sabah erken saatlerde, kuru ve sıcak havalarda dışarıya çıkmamak
polenlerden kaçınmak için çözüm olabilir. Tatil zamanlarını bahar
aylarının dışında planlamak da faydalı bir önlem olabilir. Evcil
hayvanların tüy, salya, dışkı ve idrarları ile temas etmemeye özen
göstermek gerekir. Ev ve işyerinde küf oluşmaması için gerekli önlemler
alınmalıdır. Akarlar ev tozu üzerinde yaşarlar ve dışkıları ile allerjik
nezleye neden olurlar. Akarları ortamdan uzaklaştırmak için düzenli
olarak elektrik süpürgesi ile temizlik yapmak ve yatak takımları ile
perdeleri sıcak suyla yıkamak yerinde olacaktır.


Allerjik nezle tedavisi için kullanılan birkaç çeşit ilaç vardır;

Antihistaminikler

Sıkça başvurulan ilaçlardır. Histaminin etkisini bloke ederek allerjik
nezle belirtilerini önlemeye yönelik bir yaklaşımdır. Fakat histamin
salınımı allerjik nezleye yol açan mekanizmalardan sadece bir tanesidir.
Antihistaminikler muhtemelen burun akıntısını iyileştirecektir ancak
tıkanıklık konusunda fazla bir şey yapamayacaktır. Antihistaminikler yan
etki olarak en sık sersemlik hissine yol açarlar.


Dekonjestan

İlaçlar burundaki damarları daraltarak rahatlama sağlamayı hedefler. Bu
ilaçlar bazı kişilerde sıkıntı hissi ve uykusuzluğa neden olabilir.
Dekonjestan ilaçlar fazla kullanılırsa allerjik nezle belirtilerini daha
da kötüleştirebilirler; Örneğin burun tıkanıklığı daha da artabilir.


Buruna Uygulanan Anti-Enflamatuar İlaçlar


Bugün allerjik tedavi için etkin tedavi imkanı sunan ilaçlar olarak
görülmektedir. Doğrudan buruna uygulanan Flutikazon propiyonat burun
bölgesinde anti enflamatuar etki göstererek tedavi sağlar. Allerjik
nezle belirtilerinin temelinde yatan ana neden burundaki enflamasyon
olduğu için, bu anti enflamatuar etki burundaki kaşıntı, akıntı,
tıkanıklık ve hapşırmanın gerilemesini sağlar. Ağızdan alınarak bütün
vücuda dağılmış olan antihistaminik ve dekonjestan ilaçlardan farklı
olarak Flutikazon propiyonat, sersemlik hissine yol açmaz. Tedavide
ilacı sadece ihtiyaç duyulan bölgeye yani buruna uygulamak mümkün olur.


Kime Başvurmak Gerekir?

Allerjik nezle konusunda hangi tedaviyi almak gerektiğine başvurulan
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı hekim karar verebilecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://turkishpowerforum.hareketforum.biz
 
Kulak,Burun,Boğaz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Turkish Power :: Danışman :: Sağlık-
Buraya geçin: